SporLig Dergisi’nde bu ayki Portreler köşesinin konuğu Şenol Güneş’ti. Bülent Tuncay, Türk futbolunun yarım asrına damgasını vuran bu futbol adamını yazdı:

Akçaabat Sebat altyapısından gelen çocuk ilk bakışta kaleciye benzemiyordu. Kaleci fiziğine sahip biri de sayılmazdı. Ortalama bir kaleci boyuyla bile arasında mesafe vardı ama onda boy açığını kapatan iki özellik mevcuttu: Yetenek ve kararlılık. Bir kedi kadar çevik, bir tilki kadar akıllıydı, futbol zekası yaşıtlarının çok ötesindeydi.
Bu özellikleri Trabzonspor’un dikkatini çekti, hemen altyapısına aldı onu kentin büyük abisi. Daha sonra da pişmesi için Sebat’a verdi. O ‘ufak tefek’ kaleci kendisine inananları yanıltmadı, kısa sürede Trabzonspor kalesine geçti ve Türk futbol tarihinin akışını değiştiren sürecin en önemli aktörü haline geldi. Trabzonspor’un 2.Lig’den şampiyon olarak 1.Lig’e çıkmasında da, 1.Lig’de 6 şampiyonluk kazanılmasında da rolü büyüktü. Başarılarla dolu 17 yılın ardından 1987’de noktayı koydu Şenol Güneş profesyonel kariyerine.
Her son yeni bir başlangıçtır derler ya, Güneş için futbolculuğu kadar görkemli, hatta ondan da ihtişamlı teknik direktörlük kariyeri başladı. İlk adımı yuvasında, Trabzonspor’da attı yeni mesleğine. Werner Biskup (3 maç), Giray Bulak’ın yardımcısıydı, ardından takımın tek sorumlusu oldu (1 maç) ama asıl çıkışını Karadeniz’in doğusunda değil de en batısında, Boluspor’da yaptı. 1989-92 yılları arasındaki bu tecrübesi Güneş’in çıraklık evresinden kalfalığa geçiş süreciydi.
1993’te Leekens’in yardımcısı olarak Trabzonspor’a dönmesi aslında bir geçiş evresiydi, 5 maç sonra takımın patronu oldu ‘Güneş çağı’ başladı. Bordo- Mavililer onunla birlikte şampiyonluk yarışına güçlü bir dönüş yaptı. Karadeniz dalgası yine Türk futbolunu hallaç pamuğu gibi atıyordu. Türkiye Güneş’teki yetiştiricilik meziyetiyle de bu dönemde tanıştı. Trabzonspor altyapısından yetişen gençleri, yerli yıldızlarla takviye ederek müthiş bir takım yarattı Güneş. Bu takımın geri vitesi yoktu, özellikle de iç sahada. Ne Avrupa Kupaları ile yolu düşen Batılılar, ne de Üç Büyükler Avni Akder’den çıkamıyordu. 1995-96 sezonundaki takım böyle bir takımdı ama bu coşkulu ve cüretkar ekip, futbolun tek taraflı bir oyun olmadığını acı bir tecrübe ile öğrendi. Şampiyonluğun düğümlendiği Fenerbahçe maçında Trabzonspor’a 1 puan yetiyordu. Üstelik Bordo-Mavililer 1-0 da önceydi ama evsahibi ekip ‘eze eze’ şampiyon olmak istiyordu, hasretini çektiği ve hak etiğini düşündüğü şampiyonluğu görkemli bir zaferle taçlandırmak istiyordu. Fenerbahçe’nin maçın son bölümünde 2 atakla 2 gol bulması gerçek bir trajediydi Trabzonspor için. Avucunun içindeki şampiyonluğun kayıp gitmesi Trabzon’u travmaya soktu, o muhteşem kadro dağıldı, üst üste 5 yıl şampiyon olabilecek yapı tuzla buz oldu, ortaya çıkan boşluğu ise Fatih Terim’in Galatasaray’ı doldurdu.

Şampiyonluğa mal olan Fenerbahçe yenilgisinin faturası Şenol Güneş’e çıkarıldı. Stratejik oynamamakla, beraberliğin yettiği ve 1-0 önde olduğu maçta takımı hücum oynatmakla suçlandı. Oysa bu takımı görkemli yapısını ulaştıran onun taktikleriydi ve en iyi savunma da hücumdu! Fakat Şenol Güneş ile Trabzon kentinin arasındaki o sihir bozulmuştu bir kere. Şenol Güneş’e gurbet yolları görünmüştü. Önce Antalyaspor, ardından Sakaryaspor deneyimleri yaşadı. Ardından ise Güneş’in ikinci yenşi doğuşu, altın fırsatı geldi: A Milli Takım. Trabzonspor’un başındayken Milli Takım’a verdiği futbolcularla Fatih Terim’in önünü açan Şenol Güneş; bu kez Fatih Terim’in Galatasaray’dan Milli Takım’a yolladığı oyuncularla uçuşa geçt. 2002 Dünya Kupası’ndaki üçüncülük Türk futbolunun zirve noktalarından biriydi.
“Futbolda dün yoktur, bugün vardır” derler. Güneş için bu kural işledi. Euro 2004 elemelerinde, Letonya ile oynanan baraj maçını geçememek Güneş’in Milli Takım kariyerinin de sonunu işaret ediyordu. Tabii bunda, TFF Başkanı Haluk Ulusoy’la yaşadığı gerilimin de payı vardı. Güneş ertesi sezon, Trabzonspor yönetiminin daveti üzerine devre arasında yuvasına döndü ama çok yorulmuştu. O sezonu bitirdikten sonra “Biraz mola” dedi, kenara çekildi, gözlemledi, biriktirdi, kendini yeniledi. Ardından da yurtdışı açılımı geldi.
İki senelik FC Seoul deneyimi Güneş’in yeniden ayağa kalkma evresiydi. Dönüşünde adresi yine Trabzonspor’du. Beşiktaş ve Fenerbahçe’de dikiş tutturamayan Burak Yılmaz’dan bir star yaratarak yetiştirici bir hoca olduğunu bir kez daha kanıtladı. Onun gelmesi ile Trabzonspor’a da hava geldi, iddia geldi. Bu 4 yılda Trabzonspor şampiyonluk hesaplarının hep içinde yer alan bir takım olarak çıktı karşımıza. 10 Haziran 2014’te ise Güneş sürpriz bir kararla Bursaspor’a geçti. Onun gelmesi ile ortalama bir takımın nasıl ışıltı saçan bir ekibe dönüştüğünü izledi. Ozan’ından Fernandao’suna kadar her futbolcu kendi performansının üzerine çıktı. Güneş, Bursaspor’dayken söylem dilini de değiştirmeye başlamıştı. “İstanbul’un kirli havası…” diye başlayan cümleleri ile Üç Büyüklerin kontrolündeki Türk futbol sistemini açık açık eleştiriyordu. O, Anadolu’nun sesi olarak Bursa’dan da eleştirilerini yapmayı sürdürüyordu.

Bir sene sonra ise Güneş sürpriz bir karara imza atarak “İstanbul’un kirli havasını” tercih etti. Artık hazırdı, İstanbul’la İstanbul’da mücadele edecekti. Otuz yıla yaklaşan teknik direktörlük kariyerindeki tek eksiği, şampiyonluk kupasını, hep mücadele ettiği kentte kazanacaktı. Öyle de oldu. Beşiktaş- Şenol Güneş uyumu müthiş bir başarı öyküsünü de beraberinde getirdi. Beşiktaş Şenol Güneş’e, o da Beşiktaş’a iyi gelmişt. Üst üste 2 şampiyonluk, Avrupa’da kazanılan sıradışı başarılar Güneş’in ustalık dönemi eseriydi. Öyle çok oyuncuyu parlattı ki, Beşiktaş tarihinde olmadığı kadar futbolcu satış geliri elde etti. Beşiktaş’taki son iki senesi ise yönetimle yaşadığı kah gizli, kah açık çekişme ile ışıltısını kaybetmeye başladı. Güneş için ayrılık vakti gelmişti. Güneş bu dönemde rotasını 2004’te bıraktığı Milli Takım’a kırdı.
Resmen açıklanmasa da Şenol Güneş 31 Mayıs’ta 4 yıllık Beşiktaş kariyerini sonlandıracak, 1 Haziran’da da TFF’deki görevine başlayacak. Yıpranan, sorunlarını çözmekten çok öteleyeme alışmış bir mekanizmanın başına geçecek Güneş. Yeni görev tanımı henüz belli değil ama Türkiye onun yetiştirciliğini, rehberliğini gördü, test etti, onayladı. Artık ondan istenen sadece Milli Takımı değil, sendeleye sendeleye yol alan Türk futbolunu ayağa kaldırması. Yolun açık olsun Şenol Güneş…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here