Türkiye gazetesi yazarı Kemal Belgin bugünkü yazısında ilginç bir benzetmeye imza attı. Belgin, Semih Kaya’nın Osmanlıspor’a attığı goldeki vuruşu Metin Oktay’a benzetti:

 

Nerede Gezi, nerede Trabzon’un yeni şaheseri?

Şimdi Gezi nereden çıktı demeyin. Ağaç dümeni ile ülkeyi karıştırmaya kalkışanlarla birlikte onlara yandaşlık eden hainlere son olarak Trabzon Şenol Güneş Stadyumu’nu göstermek, hatta gözlerine sokmak sanırım ağır bir hamle olmaz… Dostluğumuz 1970’li yılların ortalarına dayanan Sevgili Cumhurbaşkanımız Erdoğan, açık ve net olarak, yepyeni bir şaheser daha kazandırmış ülke sporuna… Bu kaçıncı eserdir, vallahi sayamadım… Siz malum hainler topluluğu; Allah aşkına bir ağaç diksenize ülkenin bir yerine! Hayırlı olsun sevgili Trabzonlular!

Mahmut Uslu’dan ricam var!
Fenerbahçe’nin konuşan ağzı Mahmut Uslu, tutmuş, FIFA’nın Cüneyt Çakır için “Avrupa’da iyi yönetiyor ama, sizin maçları kötü yönetiyor” gibi bir cümleyle bu uluslararası kuruluşun görüşlerini yansıtmış. Benim de ricam şudur Mahmut biraderden. Birader diyorum çünkü Anadolu Efes ve Tercüman’dan eski hukukumuz vardır, şu FIFA yetkilisinin ismini açıklasın. Açıklasın ki, bilgimiz zenginleşsin…

Gazzette 13’e nice yıllar!
Bizim Beşiktaş’ın kalelerinden İhap Subaşı ağabeyin baş belası Güngör Denizaşan dostumun aslanlar gibi mücadele vererek çıkarttığı Gazzette 13 adlı gazete 50. yaşına basmış. Kutlar, devamını diler, yanaklarından öper, İhap ağabeye de nice sabırlar dilerim!

İBB’nin büyük hizmeti!
Yazmakta biraz geç kaldım ama, yine de değinelim… İBB, geleceğin yeteneklerini hazırlamak adına geçtiğimiz günlerde, hem de 20 farklı branş için 370 bin adet malzeme dağıttı. Önemlidir. Neden mi? Hiç unutmam malum genç takımda iken A takımından bize koltuk altları yırtık, ötesi berisi dağılmış formalar verilmişti de, vallahi sahada uçmak gelmişti içimizden… Teşekkürler İBB; devamını bekleriz!

Bir Arsene Wenger olsa!
Arsenal’de bir yeni ön libero var. Adı da Granit Xhaka… 24 yaşındaymış. Kosova asıllı İsviçre vatandaşı… Şu Wenger ne adam be! George Weah’ı da 50 bin dolara Monaco’ya getirmiş, iki sene etinden, sütünden faydalandıktan sonra 50 milyon dolara Milan’a satmıştı. Şöyle bir hocayı tam bulmuşken, hem de iki büyük kulüpte görev yapmasına rağmen elden kaçırmıştık. Onun adı da Lucescu idi… Shakhtar gibi bir kasaba kulübüne nice unvanlar kazandırdıktan sonra kasaya da gittiği gün için 80 milyon avro koymuştu. Bir diyeceğim daha var. Ligimizi zıplayan hoplayan siyahlarla boyayacağımıza şu Kosova denen kardeşten öte yere bir baksak mı?
s-0fc220dae56366ef612a3029bd8db97d94c79b5e
Semih sen hiç Metin Oktay’ı izledin mi?
G.Saraylı genç Semih tabii ki Metin Oktay’a yetişememiştir. Belki de maçlarından kesitler bulabilmiştir. Ama sanmam, çünkü Semih bir savunmacı. Ankara’da öyle bir gol attı ki, hafif koşusu, sağ ayağıyla önüne dokunuşu ve sonra sert sol çakışı Metin Oktay özlemime su serpti… Ayağına sağlık!

Fazla rotasyon bozar!
Hele hele başlık bizim ülke ile bağlantılı ise, vay ki vay! Oyuncu, ismi vermeyelim, nasılsa çarşamba yokum, İstanbul’da amma kıyak yer, biraz yaramazlık yapayım, pazara kadar hazır olurum der. Ama kazın ayağı öyle değildir. Bizim ülkenin tek Avrupa Kupası Galatasaray’ındır malumunuz. Bir bakın bakalım o günlere… Galatasaray namağlup kupayı kazanırken ne kadar rotasyon yapmıştır? Hiç unutmam, bir Avrupa maçı dönüşü Yeşilköy’den doğruca Samsun’a uçup oradaki maçı da kazanmışlardı… Hani başta Beşiktaş olmak üzere hatırlatayım dedim. Hele hele üç oyuncu değişikliği imkânı varken…Öyle ya, Ronaldo ile Messi’nin canı yok mu, adamlar pazar, çarşamba, yazar, rakip hangi kategoriden olursa olsun sahadalar.

Osmanlıspor’dan ders!
Mustafa Reşit Akçay mı buldu, ya da bir komite gözleminin sonucu mu bilemem ama Ankara temsilcisinin hücum hattı portföyü Fenerbahçe hariç, hiçbir Süper Lig takımında yok… Bir de bu zengin portföyün kaça mal edildiğini merak eder dururum. Acaba emekli Van Persie’nin 6 milyon avro bonservisi ve yıllık 5, 5 milyon avrodan üç yılık maliyeti kadar toplamları var mı?

60 yıl öncesinden az farkla!
1950’li yıllar ve 60’lı yılların ortalarına kadar Üç Büyükler oynar, rakipleri 11 kişi ile Çanakkale geçilmez yaparlardı. Bu tip oyunlarda da savunmaya yığılan takımın kalecisi ya kahraman, ya da perişan olurdu. Ancak ne var ki o yıllarda kontratak denilen mevhum bizim futbola henüz düşmemişti. Nereden mi geldim? F.Bahçe kendi sahasında bir ikinci Aydınspor yenilgisi tatmak üzere iken kalecisi aslan kesildi, üç kontrası da üç gol getirdi. Van Persie mi? Yine uf oldu yahu… Pardon unuttum, bir de gol kralı Fernandao’ya yazık oldu…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here