Aziz Yıldırım efsanedir, şikeye inanmadım

Hastalandığında herkes onun için dua etti. Tam 95 gün hastanede yattı. İyileşince çekti gitti, Bodrum’a yerleşti. Bambaşka bir mesleği tercih etti. Şimdi kulüp başkanı. O günden beri hiçbir gazeteye konuşmadı. Kadınların hala en beğendiği erkeklerden biri olan Nejat İşler sessizliğini Yeni Yüzyıl P için bozdu

Bir gün çınar ağacı, başağa sormuş: Sen her rüzgarda neden boynunu eğiyorsun? Bak bana! Kalın gövdem her rüzgara dayanır, diye böbürlenmiş. Fırtına o anda çıkagelmiş. Öyle esiyormuş ki, koca gövdeliyim diye böbürlenen çınarı devirmiş. Ama ona boynunu eğen başak, fırtına dindiğinde dimdik ayakta kalmış.

Onu gördüğüm an aklıma bu hikaye geldi. Hayatın fırtınasında başını hafifçe eğmiş ve sonra dimdik ayağa kalkmayı bilmiş bir adam.

Gözlerine bakmanız kafi…

Sonra kalıbınızı basarsınız ki; O, insan olmuş, insan kalmış ve hiç bozulmadan insan yaşlanacak biri.

Plastiklerin içinde Rodin’in bir heykeli kadar gerçek.

Dingin, hüzünlü, içine kapanık, ışıl ışıl ve özgür.

Hayatın emirlerine bile direnen bir özgür. İstediği gibi yaşayamayacaksa, içinden geleni yapamayacaksa, sigarasını içip keyfini çıkaramayacaksa yaşamasın daha iyi gibi…

Kendine bir dünya yaratmış; görebildiğim kadarıyla içinde Akif Abi, gol atınca ona sarılan Gümüşlüklü çocuklar, birkaç futbol topu, tezgahta biraz kitap, sürekli kaybettiği güneş gözlükleri, külüstür bir araba, bir de eski model telefonu var.

Belki hep böyle olmalıydı. Belki onu tanımamalıydık, öyle daha rahat ederdi.

Çünkü aksi gibi, kazanmayı sevmiyor o.

Herkesin öne geçmek için birbirini ezdiği yolun aksine gidiyor.

Yakışıklı bir şekilde, kibarca, isteyerek, özenle kaybediyor.

Çünkü ‘kazanmak’ için kaybetmeyi göze aldığımız ne varsa, o ‘kaybederek’ hepsini kazanıyor.

O kadar ki, bir gün başkanı olduğu Gümüşlükspor lig atlarsa, çocukları gururla uğurlayıp yeni bir amatör takım kurmayı istiyor.

Yani kısacası o, iflah olmaz bir hayat amatörü… Öyle de kalmak istiyor.

Keyif alın aslanlarım

14’teki maçtan dört saat önce takımla buluşup güzel bir kahvaltı yapıyoruz. Her maçtan önce bir esnaf lokantası onları kahvaltı için ağırlıyor çünkü takımın parası az ama neyse ki onları seven bolca insan var.

Çocuklar hazırlık için sahaya çıktığında içimden diyorum ki: Bu ekip maçı alır çünkü müzikler şahane! Topu birbirlerine atarken Kashmir’den giriyorlar, Duman’da sektirip, We are the People’dan çıkıyorlar ve maça “Keyif alın, hadi aslanlarım!” diye uğurlanıyorlar.

Kazanmasınlar da ne yapsınlar!

Datça Spor’u 5-1 yenince çevredekiler takımı heyecanla kucaklıyor. Galibiyet primi için herkes gönlünden geçeni bağırıyor:

-Benden 100!

-Benden 500!

-Var mı artıran!

Ortalık sakinleşince Gümüşlükspor’un başkanı Nejat İşler ve yönetim kurulu üyesi edebiyatçı avukat Akif Kurtuluş’la sevgiyle yönettikleri, gözleri gibi baktıkları takımlarını konuşmak üzere bir köşeye çekiliyoruz.

nejatisill

Sevdin mi yeni mesleğini?

Nejat: Çok.

Ne kattı hayatına?

Nejat: Bazı günler 12-15 yaş ve A Takım aynı anda sahada oluyorlar. Boy sırasında, formalarıyla 100 küsur futbolcu düşün. Sakin bir şekilde oyunlarını oynuyorlar, gözlerini dört açmış hocalarını dinliyorlar. Disiplin içindeler, konsantreler. İnsan acayip mutlu oluyor, ağlayası geliyor.

Akif: Çok doğru bir laf bu. Futbol okulunun açılışında bütün oyuncuları sarı siyah formalarıyla yeşil çimlerin üzerinde gördüğümde gözlerim doldu. Ben de futbol oynamış birisiyim. Bu çocuklara bu imkanı sağlayabilenlerin bir parçası olabildiğim için çok mutluyum.

Çok mu romantik olmuşsunuz acaba?

Akif: Barolarda mücadele ettim, sosyal ve siyasal davalarda avukatlık yaptım, edebiyatçıyım, bir sürü kitabım yayımlandı. Bir şey söyleyeyim mi sana… İlk şiir kitabımın yayımlandığı gün bile okulun açılışındaki kadar heyecanlı değildim. Yerimde duramıyordum.

Nejat: Hatırlıyorum abi. “Akif abi nolur artık rahat ol” dediğimi hatırlıyorum hahaha.

Bodrum’a taşınırken aklında böyle bir şey yapmak var mıydı?

Nejat: Hiç yoktu. Ama şimdi bakıyorum da başka bir köyde olsaydım, yanımda Akif Abi gibi kişiler olsaydı, çocuklar olsaydı yine bu işi yapardım. Yapılmayacak gibi değil ki, bırakılacak gibi de değil.

O zaman sonuna kadar devam mı?

Nejat: Umarım. Çok istiyorum. Nedenini de nasıl anlatırım bilmiyorum. Hababam Sınıfı’nı izlerken sadece gülen bunu anlayamaz, Hababam Sınıfı’nı izlerken ağlayan bunu anlar.

Akif: Bravo budur!

Futbolla ilgili ilk hatıranı hatırlıyor musun?

Nejat: Biri top attı. Sonra koptu, gitti.

Çocuklarla maç yapıyor musunuz?

Nejat: Arada idmana çıkıyorum. Ayak tenisi oynuyoruz iddiasına, çok zevkli.

Akif: Çikolatasına penaltı atıyoruz.

Bu İşler ne zormuş

Sıkı bir Fenerbahçe taraftarı olduğun zamanları düşün, başkan olduğunda futbola bakışın değişti mi?

Nejat: Sadece “Bu işler ne zormuş lan!” dedirtti. Uzaktan davulun sesi hoş geliyor. Oyuncular sahada nasıl insanlar olsunlar, hangi motivasyonla sahaya çıksınlar, nasıl bir takım olsunlar kısmını düşünmeye başladım.

Nasıl olmalarını istiyorsun?

Nejat: Saygı bu işin temeli. Eğer saygı duymazsan sana saygı duyulmasını bekleyemezsin. “Zeki, çevik ve ahlaklı”yı tabelada değil, sahada görmektir önemli olan. Rakibi ezmeyen, yenilgiyi kabul edebilecek olgunlukta, emeğe saygı gösteren, iyi insanlar… Lisanslı spor yapan biri kötü olamaz.

Bu iddialı tespitin altyapısı nedir?

Nejat: Disiplin! Yalandan değil gerçek disiplin. Sanatta da, sporda da bu böyledir. Tromboncu ne kadar çalışsa da aletin sınırları içinde kalır. Futbolcuların aleti de sahadır. Onun kurallarına uygun bir hayatı olmak zorundadır. Üstelik futbolcu, sahada tek başına da değil. Yenilmeyi de, yenmeyi de aynı olgunlukla karşılamayı öğrenmek büyük bir hayat bilgisidir.

Ama bu ideali, gerçeği değil ki…

Nejat: Gerçeği de öyle. Lisanslı spor yapıp da ahlaken kötü olan çok az insan tanıdım. Toplasan üçü geçmez.

Siz katılıyor musunuz bu tespite?

Akif: Birileriyle kolektif iş yapmak, yapan herkesin iyileşmesinin önünü açar. Bu kötülük yapamayacağın anlamına gelmez elbette fakat zihni böyle disipline olmuş birinin aklına kötülük fazla gelmez.

Futbolun eğlenceden öte ne anlama geldiğini anlamakta güçlük çekiyorum, sizin için ne anlama geliyor?

Nejat: Eğlence. Ve eğlence ciddi bir iştir.

Eğlencenin içine cinayet, kavga, faşizm nasıl giriyor?

Nejat: Büyük liglerden bahsediyorsun… Bunlar futbolun içine parayla giriyor. Yapay bir düşman yaratılıyor ve herkes oradan besleniyor. Taraftarlar da yaratılan düşmana, düşman olarak ayak uyduruyor. Ama her şeye rağmen direnen taraftar grupları da var.

Orada palyaçoya dönerİz

Senin takımın bir gün profesyonel lige çıkarsa ne olacak?

Nejat: Öyle bir şey olmayacak. Profesyonel olmayacağız.

Adamlar lig atlarsa ne yapacaksın?

Nejat: Takım bir gün profesyonel lige çıkarsa katılma hakkını satarız. Biz amatörden devam ederiz, gider başka bir takım kurarız.

Anlamadım.

Nejat: Profesyonel ligde ilişkilerin bu şekilde kalması imkansız. Oraya gitsek biz palyaçoya döneriz. Profesyonelliğe giden oyuncu grubunu engelleyemeyiz. “Yolları açık olsun” deriz, bırakırız.

Akif: Biz çocukların Süper Lig’de oynamasını istiyoruz. Arda Turan gibi çocuklarımız olmasını istiyoruz. Onlar giderse gururlanırız ama biz amatörde kalırız. Bu çok romantik görülebilir. Ama biz burada futbolun hayata dair bir oyun olduğunu ve kültürünü anlamalarını arzu ediyoruz. Bu bir oyun, kavga alanı değil. Büyük statların adını “arena” koyuyorlar. Halbuki orada aslanların önüne atılan köleler yok. Halk gelsin seyretsin, çocuklar oynarken eğlensin istiyoruz. “Vur, kır, parçala” demiyoruz. “Terden sırılsıklam olsun o forma” diyoruz.

Aslında siz burayı futbol okulundan ziyade hayat okulu yapmışsınız…

Akif: Aynen öyle…

Nejat: Futbolun aktörleri adil olursa oyun da adil olur. Yönetici, oyuncu, hakem, seyirci adil olursa, oyun da adil olur. Farklı renkte forma giyseler de rakipleri de forma ıslatıyor. Bunun bilincini öğretiyoruz. Bunu kavramalarının imkanlarını yaratıyoruz. Profesyonel ligde bu imkanlar daralıyor. Orada da bu işler becerilebilir ama paranın hakim olduğu spor kültüründe bu işi yapmak istemeyiz.

Başkan olarak senin nihai amacın ne?

Nejat: Bu okulda yetişen bir çocuğu televizyonda izlemeyi çok isterim. Futbolseverler, halini tavrını beğendiği futbolcunun nerede yetiştiğini merak eder. Bizden bir topçu gitsin ve futbolu bizim gibi izleyenler bu çocuğun nereden yetiştiğini merak etsin. Gümüşlük amatörden geldiğini öğrensin isterim.

Süper Lig’de oynayan örnek bir sporcu söyleyebilir misiniz?

Nejat: Burada yetişen bir öykü var aslında: Serkan Balcı. Yalıkavak’tan çıktı, Süper Lig’de Mersin İdman Yurdu’nda oynuyor. İlhan Cavcav, onu top oynarken gördü, kariyeri böyle başladı. Bu bir tesadüftü ama artık tesadüf olmasın istiyoruz.

Akif: Gençlerbirliği, Manisa ya da Çanakkale altyapısından geleni anlayabiliriz. Mehmet Topal, Malatyalı bir çocuktu. Çanakkale Dardanelspor onu genç yaşta aldı, altyapısında yetiştirdi. Şimdi Fenerbahçe’de oynuyor. Selçuk İnan ve Gökhan Gönül’ü de sayabiliriz. Bizim çocuklar yarın öbür gün büyük takımlara gittiklerinde “Ben öyle bir takımda yetiştim ve saygı gördüm ki gittiğim her kulüpte bunu arıyorum” desinler istiyoruz.

Sen nasıl başkan oldun?

Nejat: Buraya yerleştiğimden beri bu takımın taraftarıydım. Geçen yıl takımla maça da çıkmıştım. O sıralarda takımın finansını Gümüşlük Belediyesi sağlıyordu. Tüm belediyeler kaldırıldı, Gümüşlük de gitti; hepsi Bodrum’a bağlandı. Böylece para kalmadı. Takımla ilgilenen bakkal bir arkadaşım, “Takımı bu sene çıkaramayacağız herhalde” dedi. “Çıkarırız” dedim. Parayı aramızda topladık. Zor bir dönemdi, yalnız kaldığımızda kim yanımızdaysa onlarla devam ettik. Çocuklara yol paralarını bile veremeyebileceğimizi söyledik. Çocuklar, “Para sorun değil” dedi, hepsi oynadı. Hem de öyle bir oynadılar ki son maçı kaybetmeseydik şampiyon olacaktık. O dönemki yöneticiler, “Bu işler sen gelince oluyor. Ekibini kur, gel” dediler. Geldim. Daha çok yeni, bir yıl olmadı.

O Arda buraya gelecek!

Hayali olarak bir transfer alsanız Ronaldo mu, Messi mi, Arda Turan mı olurdu?

Nejat: Ben Arda’cıyım. Hem aynı dili konuşuyoruz, çocuklarla iletişimi de iyi olur. Başarı odaklı değil de, hangisi çocuklar için daha çok işe yarar diye düşünürdüm.

Akif: Ben de Arda Turan derim. Messi’yi de misafir olarak getiririz.

Arda belki maçınızı izlemeye gelir.

Nejat: Röportajı okuyunca gelir belki.

Akif: O Arda buraya gelecek hahaha!

Aykut Kocaman da okulun açılışına gelmişti, değil mi?

Akif: Yaz okulunun açılışına geldi. O bizim dostumuz. Ona şükran borçluyuz. Çocuklar, babalarından dinledikleri Aykut Kocaman gibi bir efsaneyi gördükleri zaman motive oluyor. Oyuncu olmak isteyen 11 yaşındaki bir çocuğun Şener Şen’le aynı masada çay içtiğini düşün, öyle bir şey…

Nejat: Aynı zamanda romantik bir durum… Bak bu hikaye yaşandı: Çocuğun babası Fenerbahçeli ve Aykut Kocaman’ın hayranıymış. Çocuğun adını da Aykut koymuş. Düşünsene… Oğlunun adını koyma sebebin olan adam oğlunun okulunun açılışına geliyor; bu çok hoş. İstanbul’da sanat ve spor çevremiz olduğu için bizim işimiz diğerlerine nazaran daha kolay. Yer de Bodrum olunca, bizi kırmıyorlar, geliyorlar.

İlk maça Harun Tekin ve Koray Candemir de geldi.

Nejat: Geldiler. AYAZMA (Anadolu Yazarlar ve Müzisyenler Ayaktopu Takımı) da geldi. Amatör ligden bir sürü dostluk maçı teklifi geliyor. Bu mükemmel bir şey!

27779248

Şimdiki meslektaşlarından en çok hangisini seviyorsun?

Nejat: Aziz Yıldırım.

Şike iddialarına inanmadın mı?

Nejat: Gram inanmadım.

Agresif olması seni rahatsız etmiyor mu?

Nejat: Agresif olabilir, o da onun tarzı. Türkiye’nin spor hayatına çok önemli katkılarda bulundu. Ben buna bakarım. Birçok başkan günü kurtarmaya çalışırken, o 20 yıl sonrasını düşünerek hareket etti. Avrupa’dakilerle yarışacak tesisler yarattı; bunların hepsini kulübün parasıyla yaptı. Bu çok önemli bir şeydir. Aziz Yıldırım çok iyi bir başkan! Onun yarattığı futbolcu fabrikasından bir sürü iyi çocuk çıktı.

İleride ciddi yerlere gelmesini beklediğiniz çok yetenekli oyuncunuz var mı?

Nejat: Birden fazla oyuncumuz var.

Akif: Hem de 17 yaşındalar. 125 lisanslı oyuncumuz var. 12 yaş altı ve 2007’li sporcularımız da var. Küçükleri de sayarsak 160 sporcumuz var.

‘Bütün tribün havladı’

Gümüşlükspor maçlarda bazı mesajlar veriyor. Bunlar neler?

Akif: Türkiye’de sosyal hayatta bir sürü şey olup, bitiyor. Her şeye karşı farkındalık yaratma sorumluluğumuz mutlaka var ama sonuçta biz bir köyün takımıyız. Bu bölgede olanlara hassasiyet yaratma sorumluluğumuz daha büyük. Bu köyde köpekler zehirleniyordu. “Yeter artık” dedik. Takım “Bizi zehirlemeyin, Gümüşlük’ün canı yanmasın!” pankartıyla ve zehirlendikten sonra hayatta kalan köpek Tom’la sahaya çıktı. O gün Vamos Bien de bizi ziyarete gelmişti. Tribün coştu. “Hepimiz köpeğiz zehirlerle bitmeyiz” sloganımız oldu ve bütün tribün havladı.

Nejat: Bugün de “Geçmiş olsun Can, seni çok özledik” pankartıyla çıkacağız çünkü yöneticimiz Cenk’in oğlu rahatsızlandı. Yoğun bakımdaydı. Neyse ki yırttı.

Para para para!

Amatör ligin problemleri nedir?

Nejat: Üç büyük problem: Para, para, para! 4.’sü ilgi, 5.’si de görünmezlikten kurtulmak.

Akif: Ve ambulans… Maçlarda ambulans, doktor ya da sağlık görevlisi olmuyor.

Bu olanakları sağlamak kimin görevi?

Nejat: Federasyonun görevidir. Ama bırak sağlık görevlisine para vermeyi… Takımlar sporcularını minibüse bindirip, bir yerden bir yere getiremiyorlar.

Akif: Bu Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı olan il müdürlükleriyle de ilgili. Bu organizasyonlar Türkiye Futbol Federasyonu’nun nezaretinde düzenleniyor. Muğla’da düzen nispeten oturdu ama demin sözünü ettiğimiz eksiklikler var.

Nejat: Muğla’nın yıllık bütçesi 100 bin TL. Bu da ancak dosya masrafına ve sekreter maaşına yetiyor.

100 bin TL kaç takıma bölüştürülüyor?

Nejat: Ne bölüştürülmesi? Muğla’da 176 takım var. Takımlara beş kuruş para gelmiyor. 100 bin TL kendi masraflarına gidiyor. Hiçbir şeye yetmez ki!

Parayı esnaftan topluyoruz

Parayı nereden alıyorsunuz?

Nejat: Esnaftan alıyoruz, kendimiz veriyoruz, çevremizden topluyoruz.

İmece usulü yani… Sponsorunuz yok mu?

Nejat: Nike bu yıl formalarımızı verdi. Onların alicenaplığı oldu. Bu konuda çok şanslıyız.

Oynayan çocuklara para yok mu?

Akif: Var.

Nereden var?

Akif: Yine aynı şekilde esnaf, çevremiz…

Bunun olması gerekeni nedir? Avrupa’da da esnaftan toplanmıyordur herhalde?

Akif: Avrupa’da çok büyük yatırımlar yapılıyor. Türkiye’de sistem kurulmuş ama “Kendi başınızın çaresine bakın” diyorlar.

Gümüşfener oley!

Hangi takımlı olduğunuzu sorduklarında ne diyorsunuz?

Nejat: Fenerbahçeliyim.

Akif: Gümüşfenerliyim.

Bunu sevdim! Bu işe devam edersen bir gün Gümüşlükspor’un filmini çeker misin?

Nejat: Ben o filmi zaten her gün çekiyorum. Hikayeyi de yaşarken yazıyoruz işte… Değil mi Akif Abi?

Akif: İlhan Berk, “Ağzımdan diyordum daha çok ağzımdan öp beni. İnsan yaşarken bilmez yaşadığını” der ya… Biz de öyle… Daha çok başındayız, yaşamakla meşgulüz.

Lefter ve Rıdvan en iyileriydi

Efsane oyuncu:

Nejat: Seyretmediklerimden Lefter, seyrettiklerimden Rıdvan.

Akif: Seyrettiklerimden cevap vereceğim, kaleci Ilie Datcu.

Efsane maç:

Akif: 1989, Fenerbahçe’nin 3-0 geriden gelip, Galatasaray’ı 4-3 yendiği maç.

Nejat: Yıl 2005. Eksik oyunculu Beşiktaş’ın Fenerbahçe’yi Kadıköy’de 4-3 yendiği maç.

Efsane teknik direktör:

Nejat: Yine Beşiktaş’tan Gordon Milne diyeceğim. Gordon Milne, Newcastle United’dan gelip buraların bilmediği bir futbol ahlakı oturttu.

Akif: Valeriy Lobanovski.

Efsane kulüp başkanı:

Nejat: Kesinlikle Aziz Yıldırım.

Akif: Nejat İşler hahahaha. Başa geldiğinden beri Gümüşlük Spor hiç yenilmedi. İki beraberliğimiz var.

Efsane spor yorumcusu:

Akif: Cem Dizdar. Pozisyonu iyi süzüyor. Farklı bir pencereden bakıyor; hem sükunetli, hem de mizahi yönü yüksek bir yorumcu.

Nejat: Cenk Özakın. Kendisi bizim futbol şube sorumlumuz. Hayatımda gördüğüm en iyi yorumcu. Seyrettiğimiz tüm maçlardan sonra en iyi tahlilleri onunla yaparız.

Efsane taraftar grubu:

Nejat: Alman takım FC St. Pauli’nin taraftar grubuna bayılıyorum. Çok yaratıcı işler yapıyorlar. Hamburg’da St. Pauli diye bir semt var; uyuşturucunun ve genelevlerin olduğu bohem bir mahalle. Taraftar grubu da haliyle torbacılardan, orospulardan, pezevenklerden, hırsızlardan ve anarşistlerden oluşuyor. AS Livorno Calcio’yu da severim ama St. Pauli bir başka! Onlar daha ahlaksız.

Akif: Çarşı’yı çok seviyorum. Vamos Bien de iyi bir taraftar grubudur. Gençlerbirliği’nin KaraKızıl taraftar grubu var. Adana Demirspor’un taraftar grubu iyidir. Birini seçmektense Passolig’in karşısında konumlanmış, futbolun eğlence olduğunun altını çizen bütün taraftar grupları benim 1 numaramdır. (röportaj:
ışıl cinmen- yeni yüzyıl)

Önceki İçerikTrabzonsporlu futbolcudan itiraf: Ailem ve fakir arkadaşlarım için futbol oynuyorum
Sonraki İçerikBugün Gazetesi’nin logosu değişti…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz