Kimse onu bağrına basarak sahiplenmedi yanlışlarını söylemedi

Hıncal UluçNaim Süleymanoğlu, Seul’de tarih yazarken, Barselona ve Atlanta’da olimpiyat şampiyonu olurken, Sidney’de sıfır çekerken onu canlı izledi. Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu filmini vesile edip kapısını çaldık, Hıncal Abi de Naim’in şahit olduğu hikayesini SABAH Pazar’a anlattı…

Tarih 20 Eylül 1988, yer Seul… Naim Süleymanoğlu ilk defa olimpiyatlara katılıyor üstelik Türkiye adına. Ve spor tarihine geçecek bir başarıya imza atıyor. Tam karşısında Hıncal Uluç var. 1992 Barcelona Olimpiyatları, Naim yine ağırlıkları kaldırıyor, Hıncal Abi yine orada. 1996 Atlanta Olimpiyatları Naim, Yunanlı Valerios Leonidis ile spor tarihine geçecek bir rekabet içerisinde. Hıncal Abi yine salonda… Yıl 2000, Sidney Olimpiyatları, Naim sıfır çekiyor. Onun tarihi başarılarını birkaç metre öteden izleyen Hıncal Abi, bu sefer başka bir tarihi ana şahitlik ediyor… Naim efsanesine başından sonuna kadar canlı kanlı tanıklık eden tek insan belki de Hıncal Abi… Bunun için Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu filmini birlikte izleyip Naim Süleymanoğlu’nu konuşalım diye yanına gidince kararlıkla “Filmi izlemem ama Naim’i konuşurum” dedi. Birçoğumuz gibi Naim’i Türkiye’ye iltica ettiği günlerinden değil daha öncesinden tanıyor Hıncal Abi… Olimpiyat tarihine geçen hikayesinin ayrıntısına varıncaya kadar vakıf. Birlikte zaman yolculuğuna çıktık. Seul, Barcelona, Atlanta, Sidney… Ve söyleşinin sonunda filmi neden izlemek istemediğini de anlattı.

– Hıncal Abi, Naim Süleymanoğlu ismini ilk ne zaman duymuştun?
– 80’lerin başı. O zaman Cumhuriyet gazetesindeyim. Neden olimpiyatlarda başarılı olamıyoruz meselesini anlatma derdindeyim. Sorunun sporculardan değil sistemden kaynaklandığını anlatabilmek için de dışarıdaki Türk asıllı sporcuları özellikle takip ediyordum. O yıllarda Bulgaristan Halter Milli Takımı’nın hocası da Türk asıllı Osman Abaciev’di. Bu takımı iyi biliyordum. Dolayısıyla Naim’i daha Bulgaristan Milli Takımı’ndayken tanıyor ve takip ediyordum. Sonra Jivkov belasının Türkler üzerindeki baskıları başladı. Zorla isimlerini değiştirdiler Türklerin. Bizim Naim oldu Naum Şalamanov, Osman da oldu Ivan Abaciev…

– O yıllarda nasıl karşılandı bu isim değiştirme baskısı?
– İki kutuplu bir dünya var. Bir yanda Batı’daki demokratik ülkeler diğer yanda da Demir Perde ülkeleri. Bulgaristan Halter Milli Takımı da o yıllarda gözde. Naim’in zorla isminin değiştirilmesi büyük olay oldu. Batı dünyası bu durumu komünist rejimlerin insan haklarını nasıl çiğnediklerine dair örnek olarak gösterip sembol yaptılar, böylece Naim’i bütün dünya tanıdı. 1984 Los Angeles Olimpiyatları’nı Demir Perde ülkeleri boykot ettiği için Bulgar takımı gelmedi ve Naim de o olimpiyatlara katılamadı. Yoksa Naim 1984’te olimpiyat kariyerine başlayabilirdi ve orada efsanesini başlatabilirdi.

HEPİMİZİN EVLADI GİBİYDİ AMA UZAKTAKİ EVLAT

– Efsane olan bir sporcunun kariyeri Sidney’deki gibi bitmeliydi?
– Bitmemeliydi tabii… Naim Sidney’de de şampiyon olur hatta sonra 2004’te Atina’ya gider orada da şampiyon olurdu. Ama ben Naim’i hiç suçlamam. Bulgaristan’da yetişmiş, sıfır hayat, katı disiplin sürekli çalışıyorsun. Sonra Türkiye’ye geliyorsun. Şöhretin var, paran var, herkes etrafında dönüyor… Kendini kaptırmaman için dünya çapında bir mentorunun olması lazım. Mentor sporcunun ruh doktorudur…

– Türkiye Naim’in kıymetini bildi mi?
– Türkiye neyin kıymetini bildi ki… Naim’in bir doğru düzgün mentoru olsaydı bugün büyük olasılıkla hayattaydı… Evet hepimiz, tüm Türkiye, dünya onu çok sevdi. Evet hepimizin evladı gibiydi. Ama uzaktaki evladı… Kimse onu bağrına basarak sahiplenmedi, kimse ona yanlışlarını anlatmadı. Sidney’de sıfır çekmesi de ona çok dokundu. Böylesi bir spor yaşamını o şekilde bitirmeyi hazmedemedi. Sonra Uluslararası Halter Federasyonu’nda bir şeyler yapmaya çalıştı ama Doğu-Batı hizipleri arasında ona bir şey yaptırmadılar. Naim’in tutunacak dalı kalmadı. İnsanın yaşamında bir amaç yoksa neyi bekleyecek Godot’yu mu? Godot ölümdür… Naim çok erken Godot’yu bekleme sürecine girdi.

O BENİM İÇİN ZİRVEDE VE TEK

– Hıncal Abi, sen özellikle spor yazarlığında iddialı bir isimsin. Naim Süleymanoğlu’nun yanına hangi sporcuyu koyarsın?
– Hiç kimseyi koymam. O tek başına zirvede. Mesela Michael Phelps, adam şimdiden efsane. Ama o kendi sınırlarını zorlayarak yapabileceği bir şeyi yapıyor. Naim öyle değil, Naim insanüstü bir şey yaptı. Onun için zirvede ve tek benim için.
Seul’de yaşananlar dünya spor tarihinde bir daha yaşanır mı bilemiyorum

– Hıncal Abi, 20 Eylül 1988’de, o tarihi günde sen oradaydın, neler yaşandı?
– Gazeteci olarak Naim ile yüz yüze ilk defa orada karşılaştım. Onun olimpiyat şampiyonu olması bekleniyordu. Ama böylesi tarihe geçecek bir olimpiyat şampiyonluğuna imza atacağını kimse beklemiyordu. O gün dünya spor tarihinde ender yaşanacak şeyler yaşandı.

– Nasıl?
– Biz olimpiyatlara SABAH adına üç kişi gitmiştik. Ben, Atilla Gökçe ve Erol Yaraş SABAH adına oradaydık. Ve o günkü duygularımı anlatmam imkansız… Hani “Hayatta bir defa olacak şeyler” derler ya öyleydi…

– Nasıl bir ortam vardı?
– Bir kere Bulgaristan Milli Takımı iddialı. Başlarında Osman Abaciev var. Ruslar da iddalı… Lakin Naim favori… 10 sporcu var. Naim en son çıkacak. Hepsi birer birer kaldırıyor halterleri. Naim’e rakip olarak gösterilen bir Bulgar var. Dokuzuncu sırada sahneye çıktı. Son hakkında kaldıramadı. Naim geldi Bulgar’ın kaldıramadığı ağırlığa beş kilo ekletti ve hop kaldırdı. Daha ilk hakkında rakiplerinin bittiği yerde dünya rekoru ile başlayan bir sporcu vardı karşımızda. Sonra bir beş kilo daha ekletti yine kaldırdı, bir dünya rekoru daha. Üçüncü hakkında beş kilo daha ekletti kaldırdı ve yine dünya rekoru. Bitmedi silkmeye geldi sıra… Herkes elenirken Naim en son çıktı yine. Rakiplerinin kaldıramadığı ağırlığa beş kilo ekleyerek başladı kaldırmaya ve yine dünya rekorları kırıyor. O gece dokuz dünya rekoru kırdı Naim. Toplamda 342.5 kilo kaldırdı. Salondaki herkes çok özel bir ana tanıklık ettiklerinin farkındaydı. Hayatımızda ilk defa böylesi bir şey yaşıyorduk. Bir daha böyle bir şey izler miyiz ve dünyada bir daha böyle bir şey yaşanır mı bilemiyoruz. Ve yaşadığımız bu olay bitmiyor. Biz Atilla (Gökçe) ile nefes nefese izledik. Ağlamaklıyız. Ama sadece biz mi? O sırada Atilla’ya salonun kulis kapısında duran Osman Abaciev’i gösterdim. Bulgar Halter Milli Takımı’nın hocası ama Naim’i de yetiştiren adam. Oturmuş ağlıyordu. Sonra gittik kutladık Naim’i. Kaldırdığı ağırlığı bir insan kaldıramaz. Kim kaldırır? Yunan mitolojisindeki Herkül gibi Tanrı kanını taşıyan biri. Naim’e Cep Herkülü denmesinin sebebi bu.

NAİM DÜNYAYI, BİZ ARABAYI KALDIRDIK

– 1992’de Barcelona’da siz halter değil ama araba kaldırmışsınız…
– Barcelona’ya sakatlıktan çıkıp gelmişti Naim. Ama rahattı. Rakipsizdi. 7 bin 500 tane akredite olan basın elemanı vardı olimpiyatlarda. Gazetecileri taşıyacak şoför kalmayınca İspanya’nın dışından da şoförler getirmişler. Biz Naim’i izlemeye gideceğiz bindik otobüse. Adam bilmiyor Barcelona’yı, kaybolduk. Sonra daracık bir sokağa girdi ve durdu. Önümüzde park etmiş bir vosvos var. Arabanın yarısı yolda, geçemiyoruz. Dünyayı kaldıran adamın gazetecileri bir kaplumbağa yüzünden yolda kalır mı? “Hadi arkadaşlar” dedim, indik aşağıya beş altı kişi tuttuk arabayı “Ya Allah” deyip kaldırdık arabayı, koyduk kaldırıma ve bir dünya rekoru da biz kırdık.

SİDNEY’DE SIFIR ÇEKECEĞİ BEKLENMİYORDU

– Atlanta sonrasında Sidney’de sıfır çekti Naim. Atlanta sonun başlangıcı mıydı?
– Beklemediğimiz bir durumdu. Kimse beklemiyordu. Naim dördüncü olimpiyat şampiyonasına hazır olduğunu düşünerek geldi. Avusturalyalılar da Sidney Opera Binası’nın karşı tarafına Naim için bir kompleks kurmuşlar. Olimpiyatın yıldızı. Herkes onu izlemek istiyor. Beş dolarlık bilet karaborsada olmuş 400-500 dolar. Rahmetli Kenan Onuk ile gittik.

Hepimiz dördüncü defa olimpiyat şampiyonu olacağını düşünüyoruz. İlk hakkında 140 kilo ile başladı, kaldıramadı. Ama biz temkinli başladı diye düşündük. İkinci hakkında tuttu halteri bıraktı. Üçüncü hakkında tuttu kaldırdı, dizlerinden yükselmeye başladı, göğüs hizasına gelince bıraktı. Şoktayız. Ama Naim’i seyretmeye gelen binlerce kişi öyle bir alkışlamaya başladıki, sıfır çeken Naim’e “Aldırma sen bizim şampiyonumuzsun” diyorlardı. Hayatta gördüğüm en asil, en sportmen spor seyircisiydi onlar. Seul’daki gece nasıl bir tarihse, onun sıfır çektiğini görmek de bir tarihti.

FİLMİ İZLEMEYECEĞİM ÇÜNKÜ…

– Filmi izlemek istemediniz, neden?
– Naim’in filmini ben izlemedim, yaşamadım. Benim kafamdaki Naim’in filminin çekilebileceğine inanmadığım için filmi izlemek istemedim. Film ne kadar başarılı olursa olsun, ben gerçeğini yaşamışım. İzlersem biliyorum bir şeyler eksik kalacak, beni tatmin etmeyecek ve beğenmedim diye yazacağım. Bu sefer de filmi yapanların emeğine haksızlık yapmış olacağım. Bunun için filmi izlemeyi düşünmüyorum. Film sinemalarda oynasın halk izlesin, değerlendirsin. Gün gelir televizyonda oynarken denk gelirsem belki izlerim.

ATLANTA’DA İÇKİ ALEMİ YAPTIĞINI ÖĞRENDİK AMA YAZMADIK

– Ya 1996 Atlanta?
– Naim’in ilk defa zorlandığı olimpiyat oydu. Yunanlı bir rakibi var Valerios Leonidis, onunla kapıştı. Son kaldırışa kadar başa baş yarıştılar. Aynı kiloyu kaldırdılar ama Naim’in kilosu daha az olduğu için o kazandı. Ama Atlanta’ya iyi gelmemişti Naim. Bulgaristan’daki disiplinli spor yaşamından çıkmış, artık keyfiyle beraber spor yapan birine dönmüştü. Hatta Atlanta’da yarışmadan önce bazı geceler içki alemleri yaptığını biz gazeteciler öğrendik. O kadar çok gürültü olmuş ki şikayetler gitmiş. Ama aramızda sanki sözleşmişçesine, o büyük şampiyonun adına duyduğumuz saygıdan ne tek kelime konuştuk, ne de tek kelime yazdık bu konuyla ilgili. Ama yine de olimpiyat şampiyonu oldu…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here