Geçtiğimiz sezonun devre arasında transfer olduğu Medipol Başakşehir ile yollarını ayıran Rus futbolcu Fedor Kudryashov, ülkesinde yayım yapan Sport-Express gazetesine verdiği röportajda gündeme bomba gibi düşen açıklamalarda bulundu. 32 yaşındaki sol bek, Galatasaray‘la girdikleri şampiyonluk yarışını değerlendirirken Fatih Terim‘i de sert bir dille eleştirdi. İşte yıldız ismin açıklamalarından öne çıkan bölümler:

“Yeterince oynayamadığım için ayrıldım”

Başakşehir’le imzaladığım sözleşmede 10 maç oynadığım takdirde kontratım otomatik olarak yenilenmesi maddesi vardı. Bense sekiz maçta forma giyebildim. Sezon sonunda yönetimle yaptığım görüşmede de bana birtakım şartlar önerildi. Ancak ben, daha çok süre almak istiyordum. Benim pozisyonumda Gael Clichy oynuyordu ve kendisi çok güçlü bir futbolcu olduğu için onunla rekabet etmemin zor olacağını düşündüm. 

Öte yandan Başakşehir’de oynamazsam Rusya Milli Takımı’ndaki yerimi de kaybedecektim. Ülkeme eleme maçlarında ve EURO 2020’de yardım edemeyecektim. Bu da benim için kabul edilmesi zor bir durumdu. Şunu açıkça söyleyebilirim ki kulüpten hiç kimse bana oynama garantisi vermedi. Bense oynamadığım takdirde serbest kalacağım bir kontrat istiyordum ama yönetim bunu kabul etmedi. Finansal açıdansa her şey çok iyiydi.

“Mali açıdan Galatasaray’dan iyiydik”

Rus ligi daha çok defansa ve taktiğe dayalı. Türkiye’de ise savunma futbolu oynayan tek bir takım bile yok. Hepsi hücum ediyor. Bu nedenle Türklerin bizimkinden daha eğlenceli ve hızlı bir lige sahip olduklarını söyleyebilirim. Futbolun Türkiye’de hayatın her alanında olmasını çok sevmiştim. Ülkede pek çok yeni stadyum var ve hepsinin tribünleri doluyor. Bu noktada tek istisna muhtemelen bizim takımdı. 

Başakşehir, genç bir oyuncu grubuna sahipti ve bir İstanbul kulübü olmasının dezavantajını yaşıyordu. Rusya’da oyunun taktik yönü çok daha iyi. Hem antrenörler hem de oyuncular daha eğitimli. Türkiye’de ise durum böyle değil. Şayet evinizde oynadığınız bir maçta gerideyseniz kaleci haricinde tüm takım atağa kalkıyor. Mali konularda ise büyük takımların birtakım problemler yaşadığını duymuştum. Ligi şampiyonlukla bitiren Galatasaray’da bile maaşların ödenmesinde büyük gecikmeler yaşanıyordu. Bizde ise her şey normaldi.

“Basın, Galatasaray’ı pohpohladı”

Şampiyonluğu nasıl kaybettiğimizi ben de bilmiyorum. Takımımız adeta bir otomobil gibiydi. Ama Beşiktaş’la oynadığımız maçın ilk yarısında 1-0 öne geçtiğimiz andan itibaren otomobil durdu ve bir daha da hiç çalışmadı. Neden böyle olduğunu bilmiyorum. Alexandru Epureanu ile bu konu üzerine çok konuştuk ama kesin bir sonuca ulaşamadık. Belki de hem takım hem de teknik heyetin ufak hataları nedeniyle böyle bir son yaşadık. Başkan, kulüpte her şeyi doğru yapıyordu. Onun dışındaki herkes hata yaptı.

Anlaşılabilir bir gerekçe sunamadığımı biliyorum ama şampiyonluğu kaçırma nedenimizi ben de açıklayamıyorum. Her şey bir anda durdu ve hiçbir şey çalışmamaya başladı. Tabii arkamızdaki takımın Galatasaray olduğunu da unutmamak gerek. Basının kendilerini pohpohlaması da bizi geçmelerine yardım etti. Galatasaray, medya ve hakemler üzerinde çok etkili bir kulüp. Kısacası ortada bir değil, pek çok faktör var. Gerçekten neyin yanlış gittiğini bilseydik bunu düzeltir ve şampiyon olurduk.

“Fatih Terim, çirkin tavırlar sergiliyor”

Galatasaray’ı çalıştıran Fatih Terim, bizim stadyumumuza da ismini vermişti. Kendisi basında hakem hataları hakkında pek çok kez konuştu. Devamlı fikstürden ve Başakşehir’in kollanmasından şikayet etti. Oysaki bizim kimseden yardım aldığımız yoktu. Terim, çok etkili bir figür. Galatasaray’la oynadığımız şampiyonluk maçında saha kenarında sürekli hakemlere itiraz etiğini bizzat kendi gözlerimle gördüm. Bu davranışları, onu çok çirkin gösteriyor.

Takım düşüşe geçtiğinde soyunma odasında sert tartışmalar yaşandı. Bitime dört hafta kala takımız iki oyuncusu, seslerini yükselterek konuştu ama bu da hiçbir işe yaramadı. Hocamız, Beşiktaş yenilgisinden sonra bize durumu anlatmak için doğru kelimeleri bulmaya çalışıyordu. Oysa o maçta bile durum pek kritik değildi. Zira kendi sahamızda rahatlıkla kazanmamız gereken maçlar oynayacaktık. Ne var ki evimizde kaybettiğimiz birkaç maç sonrası oyuncular iyice gerildi. Hocamız bir çözüm bulmayı denedi ama başaramadı.

“Galatasaray taraftarıyla kimse yarışamaz”

Galatasaray ile oynadığımız şampiyonluk karşılaşmasının kendisi de öncesi de bizi çok zorladı. Onlar, bizden pek çok açıdan öndeydi. Maç öncesi ısınmaya çıktığımda hayatımda böyle bir atmosfer görmediğimin idrakına vardım. Statta 50 bin seyirci vardı ve topu ayağınıza aldığınız anda hepsi sizi ıslıklıyordu. O anlarda üzerimde oluşan baskıyı kelimelerle anlatamam. Maç boyunca inanılmaz bir baskı ve baş ağrısı hissettim. Bana göre Galatasaray o maçı taraftarıyla kazandı. Avrupa’da en gürültülü taraftar grubunun Beşiktaş’ta olduğuna inanılır ama bu konuda Galatasaray’la hiçbir takım yarışamaz.

Beşiktaş seyircisi denildiğinde de aklıma hemen RB Leipzig maçında Timo Werner’in yoğun gürültü nedeniyle 35’inci dakikada oyundan çıkması geliyor. Borussia Dortmund taraftarlarının bile yıldıramadığı adam, Beşiktaş taraftarına dayanamamıştı. Bizim sahamızda ise böyle bir şey hiç olmadı. Hatta evimizde oynadığımız maçlarda bile rakip taraftarların sayısı daha fazlaydı. Açıkçası takımımızın liderleri pes etmedi ama çok ciddi zorluklar yaşadı.

“Kulağım, maçtan bir gün sonra işitmeye başladı”

Galatasaray maçının ilk yarısında çok iyi oynamış ve devre arasına 1-0 önde girmiştik. Herkes ikinci yarının ilk 15-20 dakikasının çok önemli olacağını biliyordu. Bu bölümü atlatabilseydik her şey daha kolay olacaktı. Ne var ki devrenin hemen başında Sofiane Feghouli, hiç kimsenin tahmin edemeyeceği harika bir gol attı. Şampiyonluğu kaybettikten sonra ise kimse bizi hedef tahtasına koymadı. Zira taraftar sayımız çok azdı. Öte yandan tarihinin en kötü sezonunu geçiren Fenerbahçe’de oyuncular, tüm sezon boyunca eleştirildi.

Galatasaray maçından önce Epureanu, bana dolu tribünler önünde oynamanın hiç de kolay olmadığını söylemişti. Nitekim uyarısında ne kadar haklı olduğu da maç içinde ortaya çıktı. Böyle bir atmosfere hiç hazır olmadığımı anladım. Sahada iki metre uzağımdaki arkadaşımı bile duyamıyordum. İletişim kurabilmenin tek yolu, kulağına doğru bağırmaktı. O karşılaşmadan ancak bir gün sonra kulağım yeniden işitmeye başladı. Şaka yapmıyorum, maç sırasında gerçekten sağır olmuştum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here