SporLig dergisinin yeni sayısı çıktı. Derginin yeni yazarı Aybars Hünalp, Türk futbolunun yönetim şeklini, eski hakem Murat Fevzi Tanırlı’nın anlatımı üzerinden aktardı:

AVCI MI, ALBAYRAK MI?

Süper Lig’in son düzlüğünde bir sürü tantana yaşandı ve nihayetinde şampiyon G.Saray oldu. Ligin çınarlarından Bursaspor, beraberliğe abone olduğu sezonda lige veda etti. Premier Lig’deki futbol zarafetinin galibi ise Pep Guardiola’nın takımı Man City oldu. Hem Süper Lig hem de hakemler penceresinden sezona bakışı S Sport yorumcusu ve eski hakem Murat Fevzi Tanırlı’ya sordum:

***

-Süper Lig’de bu sezon futbol kalitesi nasıldı, puan tablosu gerçeği yansıtıyor mu?

Başakşehir’in yine sonlarda şampiyonluk kupasına veda etmesi olumsuz bir tablo gibi gözükse de istikrar açısından ligin zirvesine koyabilirim. Futbolunu beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz bu ayrı konu ama son 3 sezonda Abdulah Avcı önderliğinde yarattıkları istikrarlı başarı çizgisi şüphesiz alkışı hak ediyor. 70’lerini devirmiş Lucescu’nun artık fosilleşmiş oyununu ülkemize ve hala takımlarımıza reva gören zihniyetin Abdullah Avcı’nın takımını oyun olarak eleştirmesini de trajikomik buluyorum. Takımın eleştirilebilecek yaş ortalaması gibi, maçların ikinci yarılarındaki düşüşü gibi başka noktaları olabilir, bu tarz eleştirilere saygımız sonsuz. Amaç günün sonunda istediğini tabelada almak ise fazlasıyla var. Sözün özü Başakşehir’in Erzurum-Rize-Sivas-Göztepe dörtlüsüne karşı puan kaybederek şampiyonluğu vermiş olması kalan 30 haftayı başarısız adledmez. G.Saray maçını listeye dahil etmek anlamsız çünkü o maçta kayıp yaşanması olası.
***

G.Saray ise şampiyonluk adayı olarak deplasman fakiri sezon geçirmesine rağmen, son haftalardaki Fatih Terim motivasyonu, içerideki kritik maçlarda seyirci desteği ve başta Feghouli olmak üzere bireysel performans başarısıyla zirveye oturdu. Rize deplasmanındaki kritik hakem hataları aynı geçen sezonun final maçında Alanya’da olduğu gibi lehlerine gerçekleşti ancak bu tip durumlarda balık hafıza olmamak gerek. Her takım sezon genelinde (+) ve (-) hakem hatalarına maruz kalabiliyor işin doğası gereği. Genel kazanç/kayıp toplamına baktığınızda çok farklı bir tablo çıkmaz.

***

Beşiktaş’ın hücum gücünü kaybettiği sezon başının dezavantajını Burak Yılmaz ile devrede toparladığını gördük. Bu süreçte şeklen atı alan Üsküdar’ı geçmiş gibi göründü ama G.Saray ile deplasmanda çıktıkları final maçında kazanmış olsalar bugün şampiyon siyah-beyazlı takımdan bahsediyor olabilirdik. Ancak o maç gösterdi ki, Beşiktaş kadrosu şampiyonluğun psikolojik olarak kendilerine gelmeyeceğine inanmış bir ruh hali sergiledi. Yoksa kaleye neredeyse 70 metre uzaktaki basit bir taç atışının, kış uykusu moduyla böylesine bir final maçında kalesine gol olarak dönüşünün izahı mümkün değil.

***

-Şampiyonluk yarışında olamasa da Trabzonspor ligin rengi oldu diyebilir miyiz?

Rengi olması az gelir, tek kelimeyle gökkuşağımız oldu! 4 büyüklerin içinde “tabela olarak” değil de futbol olarak kimi alkışlıyorsunuz derseniz şampiyonluk yarışında olamasa da rahatlıkla “gönüllerin şampiyonu” diyebileceğimiz bir takım yaratan Ünal Karaman’ın Trabzonspor’u derim. Yabancı sınırının gerçekten çok gereksiz tartışmalar barındırdığı ülkemize “civa gibi gençler” sunarak futbol keyfimizi okşayan “tek takım” oldu. Trabzonspor yönetimine de buradan özel teşekkür sunmak lazım. Premier’de “6 büyük” olarak bilinenlerin dışında bu sezon dikkat çeken en önemli takım Nuno Espirito Santo’nun menajeri olduğu Wolves olmuştu. Lige yeni geldiği sezonda büyük bir başarı sağladı. Premier’de bu listede Watford, Everton, Leicester takımlarından da bahsedilebilir. Ancak bizde ne yazık ki zirve hattındaki ilk 4 dışında isim saymak zor. Okan Buruk ile Rize’nin gösterdiği performans ile Hikmet Karaman’ın Kayseri’sini diğerlerinden birkaç gömlek daha ayırabilirim.

***

-Türkiye’de futbolun “ana öğesi”ne dönelim mi?

Haklısınız Aybars Ağabey, Türkiye gibi bir ülkede sizin aracılığınızla futbol konuşmaya çok yer verdik. Teşbihte hata olmaz, Yusuf Namoğlu’nun Sabri Çelik’e bıraktığı enkazın seviyesini F.Bahçe’nin mali tablosunda Aziz Yıldırım’dan Ali Koç’a devrolandan kavram olarak bir farkı yok desek yanlış olmaz. Çok kötü bir yönetim sergileyerek hakemlik kurumunu itibarsızlaştıran, eğitim kavramını unutup VAR’a sığınan, 12-13 hakemle ligi götüren, hakemlerin futbola sevdasını bitirme noktasına getiren, “ben yaptım oldu” anlayışıyla uçağı düşüren bir başkan ve bir kısmı hayalet üyeler gördük. Çok kısıtlı sürede göreve gelen Sabri Çelik başkanlığındaki MHK’da Mustafa Çulcu, Muhittin Boşat gibi ağır abilerin yanında Kamil Abitoğlu gibi gönüllerin abisi de yer aldı. İlk ay tam bir “cicim” ayıydı. İkinci ay ise ligin sonunun zorluklarını ve şanssızlıklarını illa ki taşıyordu. Ama genel tabloda geleceğe dair umut verici ve güzel bir dönem oldu. İsmi unutulanlar sahalarda boy gösterdi. Zorbay Küçük, Abdulkadir Bitigen, Koray Gencerler gibi hakemler “Süper Lig “ kategorisinde hakem olduklarını hatırladılar. Az görev alanların sayıları arttı. Alt liglerin başarılı hakemleri bir üst klasmanda düdük çaldı. 2.Lig Kırmızı ve Beyaz gruplarda görev alan 9 hakem, TFF 1.Lig kategorisinde düdük çalıp geleceğe dair umutlanma şansı yakaladı. Hem VAR’da yaşananlar, hem de VAR sayısının kısıtlı olması MHK’yı A klasmanı hakemleri de VAR yapma konusunda güzel bir çalışmaya itti. Elbette sahadaki hakem performansıyla ve sayının getirdiği kısıtlar nedeniyle sıkıntılı zamanlar da yaşadılar. Serkan Çınar’ın Rize-G..Saray yönetimi tam hayal kırıklığıydı. Tam anlamıyla verimli olabilmeleri için işin mutfağına inecek süreye sahip olmaları şart. Çünkü hakemliğin geleceği adına vizyoner yaklaşım sergilemişken, yeni bir seçimle değişmeleri Türk hakemliği adına şanssızlık olur. İnşallah Nhat Özdemir ile de devam ederler.

-Peki hakemlere ve MHK’ya karşı kulüp tepkileri, son dönemde yaşananlar ne olacak?

-Bu kısmı MHK’yı ve hakemlerimizi hiç ama hiç ilgilendirmiyor. MHK’nın ve hakemlerin dünya genelindeki tek derdi, performansımızı nasıl artıracağız olmalı. Gerisi lafıgüzaf. Bizde yıllardır kulüplerde kronikleşen cümle nedir: “Üzerimize oyun oynanıyor”. Aynen doğru, bu oyunun “oynandığını” düşünen kulüpler, her yıl bu sahneyi perdeleyerek 3458. Kez oynamaya devam ediyor! Bu zihniyetteki kulüplerin ya da sığ yöneticilerin sahneden inmesini ya da sahnede belli süre görev almamasını sağlayan bir otorite var mı? Yok! Buldun meydanı boş, salla gitsin! Salla gitsin ki kulübün bu açıklamalardan, bu gerilimden bir gram menfaat sağlarsa ne mutlu sana felsefesi!

Bu kronik ucuz yöntemden kurtulmamız lazım Aybars Ağabey. Medya kanadı farklı. Holigan bazı yazar ya da TV yorumcularının sosyal medyada veya köşelerinde ya da ekranda “ergen psikolojisiyle” hareketlerini acı bir gülümseyle izliyorum. Bunu engelleyemeyiz. Medya kuruluşu, performans adına bu vaziyetten memnunsa “profesyonellik” kisvesi altında bir şey diyemeyiz. Seyretmeyerek veya okumayarak protestomuzu yapar, rahatlayabiliriz. Ancak saha içi, maç önü ve maç sonrası “hepimizi” ilgilendirir. Sorumluluk sınırları olan bir yerdir ve kendi markamızdır, futbol keyfimizin icra edildiği Süper Lig’imizdir. Bugün nasıl ki Premier Lig’de maç sonu hakem eleştirisinde küfür veya kötü söz içermese dahi Wenger’e “sen işine bak kardeşim, hakemin hatasını her hafta konuşmak senin işin değil” mesajı verilip 3 maç tribüne yollanabiliyorsa, o ülkenin futbolunun değerlerini korumaya yönelik saygısıdır.

Bize döndüğümüzde ise tablo hazin! Bırakın eleştirmeyi “silahım olsa vururdum” diyen Başkan profilimiz var. PFDK, 11 GÜN HAK MAHRUMİYETİ verdi ama o da “vurmaya teşebbüs”ten değil,temsilci ile olan fair dışı diyalogtan. Çünkü vurmaya teşebbüs PFDK’yı dahi aşıyor. Ancak her Türk gibi ben de mahkeme salonlarında başkanın peşinde koşmaya ne vakit ne de arkamdaki “güç” olarak adaleti hissedemediğimden ürküyorum. Doğruya doğru. Yalnız bırakılacağım aşikar. Bu yüzden de başta hakem Serkan Çınar olmak üzere kimse bu açıklamaları mahkemeye taşıyamadı.

***

Diğer tarafa dönüyoruz, Abdurrahim Albayrak profili benzeri yaklaşımlar. Elinde belgeler var(mış). Ama “Bahri’ye dinletecekmiş”. Kıyamam. Ülke futbolumuz zarar görmesin diye gösterdiği bu yüce(!) fedakarlık karşısında göz yaşlarımı tutamıyorum. Bu ucuz kulüp siyasetinden vaz geçmek lazım değil, asla vaz geçmemeli bu tip yöneticiler. İşte asıl nokta bu. Her kulüpte farklı seviyelerde örneği olan bu tipleri, TFF sert yaptırım önlemleriyle futboldan geçici ya da temelli uzaklaştırmalı. Kendi takımına gelince aşk kelimeleri kullanp “I love you” diyenlerin, Türk futboluna gelince “love” çizgisini kenara bırakıp entrika ve senaryo peşinde koşmaları kadar “sevgi samimiyetsizliği” olabilir mi?

-Nihat Özdemir’den isteklerin var mı?

Elbette! Her şeyden öte “saha dışı” faktörlerde sert yaptırımlar. Bu bazen yönetici, teknik adam ya da oyuncu konuşmasına olur, bazen de tribün olayları ya da bireysel bir taraftarın yarattığı olur, fark etmez.
Diğer yandan hakem derneğinin başında kalıp siyasetini dürdürebilmek adına yaş haddini uzattıran siyasi figürlerin veya artık yüzleri eskiyen, icraatten uzak eski bazı başkanların MHK’ya aday olduğunu duyuyoruz. Gece 3.30’lara kadar Avni Aker’de mahsur kalan hakemini korumaktan, tepki göstermekten yoksun insanların hakemliğin geleceğini inşa etmek gibi göreve soyunmak istemelerini, bitmek tükenmek bilmeyen “koltuk aşkı” dışında mantığa oturtmak gerçekten çok zor. 70 yaptıkları “dernek başkanlığı emeklilik yaşı”nı sanırım MHK’da 90’lara çıkartma isteğindeler.

***

Hakemliğimiz ve futbolumuz, bu işe gönül veren ve mesaisini buna harcayacak futbol sevdalılarını arıyor. Yeterince aynı kurullarda yer alan farklı siyaset güdenlerin yaşattığı uyuşmazlıklardan, sorunlardan usandık. Abdullah Avcı’nın her şeye rağmen her maç sonunda yaptığı gibi sadece futbol konuşacak gelecek nesiller için adım şart! Avcı zihniyetinin mi yoksa Albayrak zihniyetinin mi tarafındasınız bilmiyorum ama aklın yolu bir.

***

Son söz mü? Sahi, Cüneyt Çakır FIFA ELİT KATEGORİDEN emekli olunca Avrupa’da hakemliğimizi kim temsil edecek? Bunu düşünen var mı? Başka sorum yok, sanık sizindir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here