“Dört Büyükler”in Bankalar Birliği ile yaptığı anlaşma, “haksız rekabete neden oldu” tartışması başlattı

Süper Lig’in “Dört Büyükler”i, Bankalar Birliği ile yaptıkları anlaşmayla borçlarını 9 yıl vadeye yaydı. Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu, Prof. Dr. Ahmet Talimciler ve spor yazarı Müslüm Gülhan, yapılan anlaşmayı Independent Türkçe’ye değerlendirdi

Süper Lig’de şampiyonluk yaşayan ve “Dört Büyükler” olarak adlandırılan Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ile Trabzonspor, uzun süredir uğraş verdikleri Bankalar Birliği anlaşmasını dün itibariyle hayata geçirdi.

Ziraat Bankası, Halkbank, DenizBank ve Yapı Kredi ile Türkiye’nin “Dört Büyükler”i arasında 8,4 milyar liralık Finansal Yeniden Yapılandırma sözleşmesi imzalandı.

Buna göre kulüpler, geçen yıl yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle geçirdiği bir yıllık ödemesiz dönemden sonra 1 buçuk yıl daha bankalara herhangi bir ödeme yapmayacak.

Sonraki dönemlerde ise gelir performansına dayalı 9 buçuk yıllık bir finansman modeli hayata geçirilecek.

Toplantıya katılan Kulüpler Birliği Vakfı ile Beşiktaş Kulübü Başkanı Ahmet Nur Çebi, bunun bir milat olduğunu ve geçmişte popülist davranışlarda bulunulduğu için kulüplerin bu hale getirildiğini belirterek, “Hepimiz bir şekilde hatalarımızı kabul etmek zorundayız. Bankalar gereken desteği vermemiş olsalardı Türk futbolunu daha ileri taşıyamayacaktık. Mali disiplin içinde olmak zorundayız. Bu anlaşmayla bugünü kurtarmış olabiliriz ama geleceği kurtarmak için tüm yöneticilerin, başkanların mali disipline, gelir-gider dengesine sahip çıkmaları, popülist davranışlardan uzak durmaları gerekmektedir” şeklinde görüş belirtti.

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç ise bu sürece son bir senede dahil olduklarını belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:

Eylül ya da ekim ayında bu süreci tamamlamayı planlıyorduk ama daha uzun sürdü. Önemli olan bundan sonra bu şartlara uyabilmek. Uymak için elimizden geleni yapacağız. Buradaki en büyük çözüm, bahis gelirlerinin eskiden olduğu gibi yüzde 4,5-5 olan kulüp paylarının bu seviyelere tekrar getirilmesi. Legal bahis son dönemde 60 milyar liraya kadar çıktı. Kulüplerin oranlarını kaynaktan kesip direkt bankalara borçlarını ödemek için de devletimiz kullanabilir. Bu, süreci hızlandıracaktır. Gerçekçi bir çözümdür.

Hüseyin Aydın-AA.jpg

İmza töreninde projenin mimarlarından Türkiye Bankalar Birliği Başkanı ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın da yer aldı / Fotoğraf: AA

Galatasaray Kulübü Başkanı Mustafa Cengiz, anlaşma ile ilgili şu görüşü paylaştı:

Bundan sonra 2-3 yıl başkan olalım har vurup harman savuralım dönemi olmayacak. Özellikle amatör şubelerle ilgili düzenlemeler var. Yönetimlerin bunlara uyması gerek. Mali disiplin çok önemli. Bizi UEFA biraz disipline etti. Dört yıl satmadan alamama kuralı geldi. Biz manava çıkar gibi ne futbolcu ne sporcu alabildik. Onun cezalarını da çektik. Ben devletimize çok teşekkür ediyorum.

Trabzonspor Kulübü Başkanı Ahmet Ağaoğlu, Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmesi’ni sadece borçların yeniden yapılandırılması olarak değerlendirmenin doğru olmadığını belirterek, anlaşmanın kulüpler için önemine vurgu yaptı:

Yapmış olduğumuz anlaşmayı sadece borçların yeniden yapılandırması olarak değerlendirmek pek doğru bir bakış açısı olmaz. Aynı zamanda yıllardır var olan ve bir türlü uymadığımız UEFA’nın Finansal Fair Play (FFP) kurallarının ihlalinin önüne geçilmesi açısından son derece önemli bir adım… Geçen sezon Avrupa kupalarına katılma yasağı ile yüzleşen ve çok ciddi bir gelir kaybına uğrayan kulüp başkanı olarak konuşuyorum. Bugüne kadar yapmış olduğumuz finansal ihlaller bizi bu noktaya taşıdı.

2009’da “Dört Büyükler”in toplam borcu 1 milyar lira iken, artan döviz kuru, faizler ve popülist yaklaşımlarla yapılan transferler nedeniyle kulüplerin borçları, geldiğimiz noktada 15 milyar liraya dayandı.

Futbol ekonomisi alanlarındaki çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu, spor sosyoloğu Prof. Dr. Ahmet Talimciler ve spor yazarı Müslüm Gülhan, “Dört Büyükler”in Bankalar Birliği ile yaptıkları anlaşmayı ve bundan sonra atılması gereken adımları Independent Türkçe‘ye değerlendirdi.

Sebahattin Devecioğlu-Twitter.jpg

Sebahattin Devecioğlu / Fotoğraf: Twitter

Prof. Dr. Devecioğlu: Anadolu takımları anlaşmayı ‘Dört Büyükler’e sağlanan bir avantaj olarak görüyor

Borç yapılandırma anlaşmasının 2-3 yıldır konuşulduğunu ve kulüplerin büyük borçları olduğunu hatırlatan Devecioğlu, “UEFA’nın Finansal Fair Play kuralına uymakta zorlanıyorlardı. Yaklaşık 14 milyar lira borçları var. Bankalar Birliği, bütçelerini denkleştirmeleri adına uzun vadeli olarak borçlarını yapılandırdı. Buradan gelecek 8,4 milyar lirayı kulüpler kredi olarak kullanacak, denk bütçe yaparak borçlarını ödeyerek FFP ile Türkiye’deki Kulüp Lisans Kurulu’ndaki muhtemel cezalardan en az üç yıl süreliğine kurtulacaklar. Bu geçici bir çözüm. Üç yıl sonra bu borçların geri ödemesi başlayacak. O günkü şartlarda kulüpler bunu ödeyebilecek mi?” diyerek anlaşmanın aslını özetledi.

Yapılan anlaşmanın “Dört Büyükler”i kapsamasına Anadolu kulüplerinden itiraz geldiğini ve bu durumun haksız rekabete yol açtığını dile getiren Devecioğlu, şöyle konuştu:

Anadolu takımları bu anlaşmayı ‘Dört Büyükler’e sağlanan bir avantaj olarak görüyor. Ancak bankalar kredi verirken teminat istiyor. Bu kulüplerin borsada işlem gören şirketleriyle birlikte kendi taşınmazlarını da teminat olarak göstererek bu krediden faydalanabiliyorlar. Anadolu’daki herhangi bir kulübün mal varlığı olmadığı ve teminat gösteremediği için bu kredilerden faydalanamıyorlar. Bu durum ‘Dört Büyükler’e bir avantaj sağlamış gibi görünse de belli bir süre FFP kriterlerini belli bir süre yerine getirerek Avrupa’da rekabet edebilecekler ama yerel ligler ve alt liglerde bu kulüplere bir avantaj sağladığı gerçeğini değiştirmiyor. Bana göre de haksız rekabete yol açtı.

Anadolu’daki birçok kulübün borçları olduğunu ve bu nedenle birtakım yaptırımlarla karşılaştıklarını hatırlatan Devecioğlu, “Siz büyük kulüplere sağladığınız avantajı diğerlerine de sağlamanız gerekiyor. UEFA ve FIFA’nın rekabet dengesiyle ilgili çalışmaları var. Rekabeti korumak zorundasınız ki liglerdeki mücadele eşit şekilde devam etsin” dedi.

Eskiden “Üç Büyükler” olduğunu sonradan bu takımlara Trabzonspor’un da katıldığını ve Türk futbolunu söz konusu kulüplerin domine ettiğini söyleyen Devecioğlu, “Maalesef diğer kulüpler bu rekabete fazla dayanamıyor” diyerek, şu görüşü paylaştı:

Süper Lig’in kalitesi, marka değeri düşüyor. Avrupa’da ve dünyada görünürlüğü ve izlenme oranları düşüyor. Bir gelir elde edilemiyor. Sadece İstanbul’u merkeze alıp diğer kulüpleri rekabetin içine sokamadığımız için aslında marka değerinden kaybediyoruz. Türkiye’de profesyonel olarak faaliyet gösteren 200’e yakın kulüp var ama geliyorsunuz dört takımda kalıyorsunuz. Bu dört kulüp Türkiye’yi Avrupa’da temsil ediyor ve ilk turlarda eleniyor. Böyle olunca Şampiyonlar Ligi’nin veya UEFA Avrupa Ligi’nin gelir pastasından da faydalanamıyoruz.

“Bunların hepsi geçici bir çözüm”

Devecioğlu, Türkiye’de bahse konu kulüplerin, vergi afları, kredi kolaylığı, vergi indirimleri gibi konulardan faydalandığına ancak gelinen noktada 14 milyar lira borçları olduğuna dikkati çekerek, şu yorumu yaptı:

Baktığınız zaman bir kulübe 4 milyar borç tekabül ediyor. Birçok bakanlıktan daha fazla bütçe demek. Bir kulübün 4 milyar lira borcu olur mu? ‘Bu borcu yapmışsınız ama bunu affedelim, vergilerini de affedelim, bir de bankadan kredi verelim, üç yıl böyle gitsin’ diyorsunuz. 3 yıl sonra ne olacak? 3 yıl sonra gelen yönetimler ne yapacak? Böyle borç sarmalına dönen bir sistem. Türkiye’de devletin desteği olmadıkça bu sistem yürümez. Bunların hepsi geçici bir çözüm. 

Kulüplerinin borçlarının büyük bölümünün oyuncu transferlerinden doğduğunu, altyapı yatırımlarıyla bu durumun tersine çevrileceğini söyleyen Devecioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

Yatırımlar altyapıya yapılsa, bu kredileri aldıkları için şart konulsa mesela 3’te 2’sini altyapıda kullanacaksınız diye ama onu da filme uyduruyorlar. Altyapıya harcandı diye gösterebiliyorsunuz ama parayı yine profesyonel takımda kullanabiliyorsunuz. 

“Deniz tükendi, bu da geçici bir formülle fonlanmış oldu” 

Gelinen noktada 14 milyar liralık borcu olan kulüplerin batma noktasında olduklarını ve dövize dayalı borçlar nedeniyle kulüplerin ağır yara aldıklarının altını çizen Devecioğlu, “Üstüne pandemi sürecinde maç günü gelirleri yok, sponsorluklar azaldı, yayın gelirlerinde düşüş oldu. Ne yapacaksınız? Bunu telafi edebilmek için bir can suyu alacaksınız. FIFA ve UEFA da bu sorun nedeniyle federasyon ve kulüplere bir bütçe ayırmıştı. Geliriniz olmadığı için bunu bir şekilde fonlamanız lazım. Bankalar Birliği anlaşmasını da böyle görmek gerekir. Bugün artık deniz tükendi. Bunu da geçici bir formülle fonlamış oldu” ifadelerini kullandı.

Devletin bu süreçte önemli desteği olduğundan hatta yayıncı kuruluşla yaşanan krizde de 300 milyon liralık bir katkı verildiğini aktaran Devecioğlu, sözlerini şöyle sonlandırdı:

Düşünün maçlar yayınlansın diye yayıncı kuruluş destek aldı. Bugün de kulüpler yarışmacı olsun diye devlet destek oldu. Tamamen devlet desteğiyle gidiyor. Sonuçta bu kulüplerin çok ciddi taraftar kitlesi var. Bu çare midir? Değildir! Bu geçici bir çözümdür. Uzun vadede geri dönüşün sağlanabilmesi için dört büyük kulübün Avrupa’da rekabet edebilmesi, Şampiyonlar Ligi gelirlerinden pay alarak döviz girdisi sağlaması gerekiyor. Bunun yanında da altyapıdan yetiştirilen oyuncuların Avrupa’ya transferiyle gelir sağlanması futbolu kurtarabilir.

Ahmet Talimciler-Twitter.jpg

Ahmet Talimciler / Fotoğraf: Twitter

Prof. Dr. Talimciler: Haksız rekabetin ortaya çıkması gibi bir durumla karşılaşıyoruz

Bankalar Birliği ile yapılan anlaşmanın dört büyük kulübü ilgilendirdiğini ve diğer kulüplerin bu yapının içerisinde olmadığını belirten Prof. Dr. Ahmet Talimciler, öncelikli olarak bu durumun dikkate alınması gerektiğini belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:

Harcama Limitleri meselesiyle başlayıp, ardından kamu bankaları ile yapılan bir anlaşma meselesi vardı ki en son Fenerbahçe imzayı atmıştı. Bu süreçte diğer tüm kulüpler bunun içindeydi. Şimdi başka bir şey ortaya çıkıyor. Dünkü imzalar atılırken dört kulüp vardı. Bugün Bursaspor, Eskişehirspor gibi kulüplerin, ‘Türk futbolu dörtten büyüktür diye’ diye çıkışları var. Burada bir tuhaflık var. Bu durum dört kulübün işini kolaylaştırabilir. 9 buçuk yıllık bir periyot açıyor önlerine. Diğerlerini düşündüğünüzde kendi kıt olanaklarıyla buradan çıkmak durumunda kalacaklar. Haksız rekabetin ortaya çıkması gibi bir durumla karşılaşıyoruz. Önceki anlaşmada diğer kulüpler de vardı ve takımlar üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmezse iş kayyuma kadar gidiyordu. Şimdi başka bir şey yapılıyor. Yıllar içerisinde ortaya çıkan ‘Bütün kulüpler eşittir ama bazıları daha eşittir’ mantığı ete kemiğe bürünmüş diyebiliriz. Çünkü bu anlaşma Türkiye’de dört kulübün diğerlerinden farklı bir yere konumlandığını, onlara ayrıcalıklı davranıldığını gösteren bir anlaşmadır.

Basın toplantısında banka yöneticilerinin sözlerini ezber yoruma benzeten Talimciler, “Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray kulüplerinin altyapıdan çıkartıp oynattığı kaç futbolcusu var” sorusunu sorarak, görüşlerini şöyle aktardı:

Trabzonspor’u bunların dışında tutayım. Trabzon kentinden kaynaklı daha özel bir konumu var. Oradan birçok futbolcu çıkıyor çünkü. Ama diğer üç takımın şu anda baktığınızda altyapıdan çıkartıp oynattığı oyuncu sayısı çok da abartılı değil. Bunu hepimiz gayet iyi biliyoruz. Demek ki bu söylenen ezber çok da bir noktayı işaret etmiyor. Aslı şu: Dört takımın taraftar potansiyeli daha yüksek… Bu takımların Türkiye’de futbolu idare etme gücü daha, medyadaki etkisi daha yüksek. Böyle olduğu için de dördü bir yana diğerleri bi tarafa olmaya başladı. Bu gidiş Türkiye’de futbolun daha da garip bir yere gitmesine neden olacaktır. Çünkü siz diğer takımları kendi yağıyla kavrulmaya doğru itiyorsunuz. Dört büyük takımın sponsor bulabilme, farklı destekler bulabilme olanağı daha fazla. O yüzden haksız rekabeti arttıracak bir anlaşmadan söz ediyoruz. 

“Anadolu takımlarının bir araya gelerek net bir duruş sergilemesi gerekiyor”

Talimciler, “Diğer kulüplerin tepkisi sonucu anlaşmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi mümkün mü” sorusuna şu yanıtı verdi:

Sadece anlaşma temelinde düşünmeyelim. Son yıllarda VAR ve hakemle ilgili tartışmalar da artmaya başladı. Anadolu kulüpleri, ‘Tamam siz önemli kulüplersiniz, varlığınız son derece önemli ama biz olmadan da siz olamazsınız’ açıklamasını yapmalı. İşin böyle de bir gerçekliği var. Dört büyükler Türkiye’de futbolu domine ediyor ama diğerleri olmadan lig denilen bir organizasyon olmayacağı gerçeğini de unutmamak gerekiyor. O yüzden de adaletli bir sistemi hayata geçirmek zorundasınız. Anadolu takımlarının bir araya gelerek net bir duruş sergilemesi gerekiyor. Eğer biraz daha böyle giderse, bu cümleyi kullanmak hoş değil ama tamamen figüran olarak kalacaklar. 

Mecuttaki Kulüpler Birliği Vakfı’nın bir dönem TFF’nin alternatifi olduğunu ve zaman zaman federasyonun önüne geçtiğini hatırlatan Talimciler, sözlerini şöyle sürdürdü:

Birtakım uygulamalarda TFF’den rol çalıyordu. Son yıllarda giderek etkisiz bir elemana dönmeye başladı. Vakfın olduğu her yerde TFF daha fazla öne çıkmaya başladı. Br de siyasette daha çok öne çıkmaya başladı. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın futbolla ilgili pek çok açıklamada müdahil olduğunu görüyoruz. Profesyonel futbol orayı bağlayan bir durum değil. Çok ilginç bir durum. Geçen sezon kümede kalma açıklaması yapılırken Gençlik ve Spor Bakanı’nın orada olması doğal değil. Bu açıklamayı yapmak bakanın görevi de değil ama o yapıyor. Profesyonel futbol Gençlik ve Spor Bakanı’nın alanı değil. Bakanlığı amatör futbol ve alt liglerle ilgili açıklamalarda beklerim. 

TFF’nin son dönemlerde çok fazla tartışılan bir alana dönüştüğünü söyleyen Talimciler, “Eskiden federasyon başkanları bu kadar çok tartışılmıyordu. Burası da takımlar üzerinden birtakım angajmanların devreye girdiği, ayarlamaların yapıldığı gibi algıların olduğu şeklinde anlaşılmaya başlandı. O yüzden de TFF-Kulüpler Birliği-takımlar arasındaki ilişkide giderek problem artıyor ve bu Türkiye’de futbol alanındaki komplo teorilerinin yükselmesine yol açıyor. Dikkat edin her karşılaşma sonrası komplo teorileri üzerinden tartışma başlıyor. Öyle ya da böyle komplolardan komplo beğeniyoruz. Ortada futbol da başka bir şey de yok. Asıl mesele burada. Futbol konuşamadığımız için de bizi kötü bir gelecek bekliyor” ifadelerini kullandı.

“TFF’nin bu uygulama sonrası sadece dört takımın federasyonuymuş gibi bir algı oluşacak”

Uluslararası arenada Türk takımlarının mücadelesinin gittikçe daha da zorlaşacağını aktaran Talimciler, “Ekonomik anlamda işler her geçen gün sarpa sarmaya başladı. O yüzden bu çıkış dört takımı kurtarmak için atılan bir adım. Net şekilde görünüyor. Ama siz diğerlerini kendi kaderine terk ediyorsunuz. Mesele burada. TFF’nin bu uygulama sonrası sadece dört takımın federasyonuymuş gibi bir algı oluşacak. Bu dört takımın dışında kalan takımlardan birinin taraftarı olsam, ‘Benim takımımla bağlantılı olarak TFF’nin en ufak bir iyi niyeti söz konusu değil’ diye düşünürdüm. Buna yönelik bir hamlesi de yok. Buradan ortaya çıkan sonuç bu” görüşünü paylaştı.

Türkiye’de Süper Lig’in kurumsal bir yapıya bürünerek şirketleşmesinin çok önceden beri konuşulduğunu ve buradaki çıkış noktasının yayın gelirleriyle ilgili olduğunu hatırlatan Talimciler, bu durumun sadece kulüplerin elinde olmadığını söyledi:

Naklen yayın konusunda çok büyük bir problem var, kulüpler de bunun farkında. Burada sorunu çözecek olan sadece kulüpler değil. İşin içerisinde siyaset de var. Türkiye’de naklen yayın bedellerinin yüksek olmasının nedeni futbolun çok iyi olmasından değildi ki. Sayın Cumhurbaşkanı’nın Katarlılardan rica etmesi ve onların da burayı kabul etmesiydi. İş böyle başladı. Zaman içerisinde dolar kuru yükseldikçe ve yayıncı kuruluş yeterli abone sayısına ulaşamadığı için işler iyice sarpa sarmaya başladı. Onlar da ödemeleri geciktirmeye ya da revize etme isteğine girdiler. Şu anda 5,85 TL’den ödüyorlar. Dolar 7 buçuk lira. Kulüplerin iki liralık bir zararı var. Buna rağmen devam ediyor. Ödenmesi gereken paralar da ödenmiyor. TFF ise ‘Biz yayıncı kuruluşla devam etmek istiyoruz’ diyor. Ortada bir gariplik var ve bu durumun ortadan kaldırılabilmesi için önümüzdeki dönemlerde Süper Lig A.Ş.’ye dönüştürülebilir ve tıpkı İngiltere’de olduğu gibi kulüpler buradan yayın gelirleri birtakım sponsorluklarda sorumluluk üstlenebilirler. Böylelikle daha fazla gelir elde edebilirler. Ancak burada problem şu: Dört takımın korunup kollandığı bir yerde bu yapı yine herkese eşit mi dağıtılır ondan emin değilim.

Müslüm Gülhan.jpg

Müslüm Gülhan / Fotoğraf: Independent Türkçe

Müslüm Gülhan: Borçlanma devam edecek ve ana parayı ödeyebilmek için tekrar bir borçlanma içine girecekler

Spor yazarı ve teknik direktör Müslüm Gülhan da kulüplerin Bankalar Birliği ile yaptıkları anlaşmanın uzun vadede fayda sağlamayacağı görüşünde.

Takımların mevcut durumda varlıklarını devam ettirebilmek için ekstradan borçlandıklarına dikkat çeken Gülhan, şu değerlendirmeyi yaptı:

Bakın bu sene bütün kulüpler borç açıkladı. Sadece Beşiktaş yapılandırmayla beraber 500 milyon lira borç bildirdi. Şimdi borç açıkladıklarına göre 2 sene faiz ödeyecekler. 2 sene sonra ana paraya geldikleri zaman kulüplerin artıya geçmesi lazım ki kulüpte bir sıkıntı olmasın. Halbuki tam tersi bu borçlanma devam edecek ve anaparayı ödeyebilmek için tekrar bir borçlanma içine girecekler. Bunun dışında kulüplerle yapılan anlaşmalar dışında başka bir borç da var. Mesela Beşiktaş bankalarla 2 milyar lira anlaştı fakat 1 milyar 800 milyon dış borcu da var. E bunların ödemesi de var. Bankadan hariç dışarıya başta futbolcuya büyük ödemeler var. 

Mevcuttaki borçların ödenebilmesi için yeni bir işletme modeline ihtiyaç olduğunu söyleyen Gülhan, “Bu işletme modelini de şampiyonluk ve oyuncular üzerindeki sistem nedeniyle yapamadıkları için var olan sistem üzerinden devam etmek zorunda kalıyorlar. Yine maliyeti yüksek oyuncular alınıyor, yine borçlanmaya gidiliyor, Şampiyonlar Ligi veya UEFA Avrupa Ligi’nden de gelir yok. Katma değer yaratmadığınız sürece, yetiştirdiğiniz oyuncuları Avrupa’ya satmadığınız sürece, üretimde bulunmadığınız sürece artıya geçmek gibi bir durum olamaz, mümkün değil! Yoksa yine bir girdap içine girip devam edersin” şeklinde görüş belirtti.

Mevcuttaki borç yapılandırma anlaşmasının kısa vadede bir avantaj sağladığını ve kulüplerin döviz borçlarını Türk Lirası’na çevirdiklerini belirten Gülhan, “Kurdan kaynaklanan zararı bir anlamda telafi etmiş olacaklar ama bunu da uzun vadede döndürmek imkansız” yorumunu yaptı.

“‘Şampiyon olalım, nasıl olursak olalım’ mantığıyla gidemezsiniz”

Şu andaki kulüp yapılarının kurumsallaşma adımları atılmasını mümkün kılmadığını ve yönetim anlayışının üretim mekanizmalarını harekete geçiremeyeceğini söyleyen Gülhan, şöyle konuştu:

Bir hedef üzerine kurgulanmış sistem… Şampiyon olalım, nasıl olursak olalım… Bunun üzerinden gidemezsiniz. Bununla beraber Şampiyonlar Ligi ve UEFA’dan bir katma değer yaratamazsanız. Altyapıdan yetiştirdiğiniz oyuncuları Türkiye’de satmanız zor. Ama uluslararası arenadaki pazarta sunup pazarlayabilirseniz inanılmaz para kazanırsınız. Bakın en bariz örneği Ozan Kabak… Galatasaray onu Şampiyonlar Ligi’nde oynatmasaydı, o kadar paraya bile satamazdı. Orası bir pazar ve kar edip artıya geçmek isteniyorsa hedef de oralar olmalı. 

Üretim modeli vurgusu

Türkiye’de yeni bir işletme modelinin olabileceğini ancak bunun için belirli kriterlerin olduğunu kaydeden Gülhan, “Tamamen üretim modeline geçerek bunu sağlayabilirsiniz. En güzel örnekleri Porto, Benfica’dır. Ajax en başarılı örneğidir. İşletme modelleri var ve bunu üretim mekanizması üzerinden yapıyorlar. Her yıl futbolcu satıyorlar ve dikkat edin her yıl da Şampiyonlar Ligi’ndeler. Yetiştirdikleri oyuncuları orada pazarlıyorlar. Ajax için Hollanda, Porto için Portekiz önemli değil, Şampiyonlar Ligi önemli. 15 milyon civarında oyuncunu varsa orada 25 milyona satabilirsiniz. Arz-talep dengesi orada çok farklı. Hele Türkiye Ligi’nin kalitesi zaten kötü. Bir oyuncunuzu burada kaç paraya satabilirsiniz? Bu kalitede mümkün değil!” önerisinde bulundu.

Gülhan, mevcut yönetimlerin kurumsallık adımlarını atmasını çok zor olarak nitelendirerek, Ali Koç’un dahi bunu başaramadığına dikkat çekti:

Takımı Ahmet Bulut üzerinden kuruyor. Ve finansal olarak da tedbir üzerine gitmiyor. Aksine ‘Maliyeti ben karşılarım’ ya da ‘Bir şekilde bunu karşılarız üzerinden gidiyor’. ‘Açığa oynama’ diye bir var ya onun gibi. Burada şu çıkıyor ortaya: Sporun içinden gelip, yönetim üzerine kafa yormuş ya da akademik çalışmalar yapmış insanların olmamasından kaynaklanıyor. Bakın Inter’in başında Zanetti, Milan’ın başında Maldini, PSG’nin başında Leonardo var. Kendi içlerinde yetişmiş, oynamış oyuncular, takım kaptanları portföyleri çok geniş insanlar. Ancak bizdeki Emre Belözoğlu örneğindeki gibi getirmiyorlar hemen. Bunlara işletme okutturarak, belirli bir eğitim aldırarak oraya koyuyorlar. Bunun için ne yapılmasını biliyorlar. Bizde oyuncular üniversite mezunu bile değil. Şimdi Emre Belözoğlu’nu nereye koyabiliriz. Erol Bulut’un işine karışıyor. Görev tanımını bilmediği için aşağıya kağıt gönderiyor, kadroya karışıyor. Oradaki direktörlüğü bilmiyor. Burada bir çelişki var. Buradan bir yönetim çıkmaz. Böyle çok kaotik bir duruma sahibiz. Sadece zamana oynuyoruz ve daha da kaotik bir duruma gidiyor. 

© 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here