Dünya futbolunun önemli isimlerinden Arsene Wenger, futbola, dünyaya ve hayata bakışını The Guardian’a anlattı. Wenger en beğendiği filmin ise, Türk düşmanı çizgisi nedeniyle uzun yıllar Türkiye’de izlenmesi yasak olan Geceyarısı Ekspresi olduğunu da belirtti.Anıl Şirin bu farklı röportajı tercüme etti:

“Bazen hayatımda sadece futbol olduğu için korkuyorum. Tanrı varsa ve cehenneme mi yoksa cennete mi gidip gitmediğinizi görmek için bir sınavdan geçecekseniz, hayatınızı sadece futbol maçlarını kazanmaya adamış olmak saçma görünebilir. İşte bu yüzden, ‘öldükten sonra Tanrı’ya ne diyeceğim?’ sorusu aklıma geliyor. Bazen tüm hayatımı futbola adamamın anlamsız gelebileceğini hissediyorum.”

Wenger, 1949’da dünyaya geldi. Fransa’nın doğusunda yer alan Alsace köyünde büyüdü ve anne-babasının işlettiği kafenin müdavimlerini izleyerek insan psikolojisine dair erkenden bir bakış açısı kazandı. Yeni otobiyografisi My Life in Red and White’da o günleri “Alkol, kavga, şiddet, çocukken beni korkutan veya tiksindiren her şey” diye hatırlıyor.

Arsene, Fransa birinci liginde Strasbourg‘da forma giyen sert bir orta saha oyuncusu oldu ama her zaman oyuna derin, hatta takıntılı şekilde kafa yordu ve 30’larının başında antrenörlüğe geçiş yaptı. Önce Cannes ve Nancy’de, sonra Monako’da ve ardından Japonya’nın Nagoya Grampus Eight ekibinde teknik direktörlük görevini yürüttü.

1996’da, Arsenal‘a gelerek Premier Lig tarihinin dördüncü yabancı hocası oldu. 2018 yılına dek 22 yıl Arsenal’da görev yaptı ve bu süre zarfında takımıyla üç Premier Lig şampiyonluğu ve yedi FA Kupası kazandı. Manchester United’daki en büyük rakibi Alex Ferguson, oyuncularını ünlü “saç kurutma makinesi tedavisi” ile motive ederken, Wenger kolay anlaşılmayan antrenmanlarıyla tanındı: fitness ve top becerilerinin ötesine geçen, takımın yaşam tarzını ve beslenmesini elden geçiren bütünsel bir yaklaşım. Oyunculara yiyeceklerini nasıl çiğneyecekleri konusunda dahi talimatlar veriliyordu.

Her şeyin temelini oluşturan şey, Wenger’in kazanma arzusuydu. Wenger, My Life in Red and White’da futbol ve Arsenal’ı bir değil, üç kez “bir ölüm kalım meselesi” olarak tanımlıyor. Aslında gerçekten bunu mu demek istiyor? Wenger, “Üst seviyelerde, futbolun böyle olduğunu söyleyebilirim. Çünkü bu bir ölüm kalım meselesi değilse, bu iş sizin için yeterli değil demektir ve meslekte uzun süre hayatta kalamazsınız.”

Image for post

Wenger’in rekabetçi yönü, önce Ferguson ve ardından Chelsea’li Jose Mourinho ile bazen sert çatışmalara dönüştü. Dahası, Wenger, “Her teknik adam iyi ve kötü dönemlerden geçer. Onlar insan. İşimizin kalitesini ölçmek zor. Örneğin, geçen sezon Liverpool şampiyon oldu ve doğal olarak Jürgen Klopp çok övgü aldı. Fakat sezonu dokuzuncu bitiren Sheffield United’lı Chris Wilder’ın da harika bir performans ortaya koyduğunu söylemelisiniz. Kim daha iyi iş çıkardı? Bilemeyiz.”

Wenger, Arsenal’den ayrıldığından beri sahalara geri dönmedi ama Kasım ayından bu yana Fifa’nın Küresel Futbol Gelişim Şefi rolünü yürütüyor. Fifa’nın Londra, Paris ve Zürih’teki merkezleri arasında gelip gidiyor, sık sık otellerde kalıyor ve kendisine göre Covid-19’un en zor kısmının dünyadaki liglerin çoğunun askıya alınması olduğunu kabul ediyor.

“Nedenini bilmiyorum ama futbol maçları benim hayatım ve bunun değişeceğini de sanmıyorum. Bu yüzden oyunu çok özledim.”

Arsenal dönemine dair: “Arsenal’ın eleştirilen bir oyun tarzı vardı ama en azından bir tarzı vardı. İnsanların sadece kazanmak istediğini anlayabiliyorum fakat takımın ifadesini sanata dönüştürme arzusuna sahip olmanız gerekiyor. Taraftarlar, sabah uyandığında şöyle düşünmeli: ‘Ah, belki bugün harika bir tecrübe edinirim!’ Maç kazanmak ama aynı zamanda güzel bir şey görmek istiyorlar.”

Bazı The Guardian Kullanıcıları Tarafından Arsene Wenger’e Yöneltilen Sorular

-– 22 yıl Arsenal’da antrenörlük yapmanızın ardından öğrendiğiniz en önemli şey neydi? Ve bugün yeniden teknik adamlık koltuğunu devralacak olsaydınız, genç Wenger’e ne tavsiye ederdiniz?

“Davranışlarımızın tüm dünyada büyük bir etki yarattığını öğrendim ve bu durum sporda -özellikle futbolda- taşıdığımız değerlerin tüm dünyada saygı gördüğünü fark etmemi sağladı. Bu, sadece kazanmakla ilgili değildi: Elbette, Arsenal’ı popüler yapan şey şampiyonluklardı ama işin içinde bundan daha fazlası vardı. İnsanlar kulüplere, değerlerine ve kulübün kimliğine saygı duyarlar.”

“İkinci kısım, genç Arsene’e nasıl bir tavsiye verirdim? Daha iyisini yap! [Gülüyor] Yapmış olduğunuzdan daha iyisini yapın!”

-– Sizi ne motive etti: Kaybetme korkusu, kazanma sevinci veya güzel oyunun kendisi?

“Hepsi. Ama şunu söylemeliyim ki, içimde bir motivasyon var. Bu, beni gelişmeye itiyor ve şahsımdan daha büyük bir şeye hizmet ettiğim gerçeğini anlatıyor. Hepimiz kaybetmekten nefret etmenin ve kazanmaya istekli olmanın bir karışımıyız. Ama yenilgi nefretinin daha baskın olduğunu söyleyebilirim. Bu, kalbinizde büyük yaralar açar. Bir gün biri kalbimi açarsa, her yenilginin orada yer aldığını düşünüyorum.

-– Sizin seviyenizde bir futbol katılımcısı olmanın, kişiye bir tür felsefe öğrettiğini düşünüyor musunuz?

“Evet, bir felsefeniz olmadan o seviyelerde çalışamazsınız. Orada sen bir rehbersin ve rehberin her şeyden önce nereye gittiğini bilmesi gerekir, değil mi? Bu nedenle, insanlardan ne beklediğiniz konusunda net bir fikrinizin olması ve bunu oyuncularınızla net bir şekilde paylaşabilmeniz önemli. Neden oyuncular bazılarını dinlerken diğerlerini dinlemiyor bilmiyorum. Ama net bir felsefeye ihtiyacınız var çünkü bu size bir tutarlılık katıyor. Her zaman şunları bilmek zorundasınız: neden buradayım? Neden bunu yapıyorum? Bunlara yanıt bulmanın zorluğu size güç verir.”

-– Benim gibi pek çok sanatçı, futbol tarzınızdan ve sahada siyahi oyuncularla mücadele etmenizden ötürü Arsenal’ı desteklemeye başladı. O zamanlar taraftar kitlenizi daha çeşitli hâle getirdiğinizin ve yeni bir nesli etkilediğinizin farkında mıydınız?

“Evet, hayatta önemli olan şey, yaptığınız işlerde ne kadar iyi olduğunuzdur. Ben de bütün dünyaya bunu göstermek istedim; yani, başka tüm sorunların daha da üzerine çıkmamız gerektiğini.”

“Her zaman sporun liyakata dayalı olduğunu söylerim. Buna katkıda bulunmaktan mutluyum. Benim için hayatta ne kadar iyi olduğun ve ne kadar iyi davrandığın önemlidir, cildinizin rengi mühim değil.”

-– Hangi tiyatro, oyun veya müzikaller sizin en önemli şeylerinizden biriydi?

“Tiyatro için hiçbir yere gitmediğimi itiraf etmeliyim. Müzik uzmanı değilim. Müziği severim ama hayatım tamamen spora adanmıştı. Bunu söylemekten oldukça utanıyorum. Ancak 20 yıl sonra, arkadaşlarım evime gelip “Londra’da neyi ziyaret etmem gerekiyor?” dediklerinde onlara hep şunu söyledim: “Antrenman merkezine, Arsenal’a, Emirates’e giden yolu biliyorum.” Londra’da neler olduğunu bilmiyorum. Hiç açmadığım bir kutu. Ben akşamları sadece futbol izlerim.”

-– Soru sahibi Jose Mourinho: “Sizi Uefa ve Fifa’nın toplantılarında ve düzenledikleri yemeklerde tanıma fırsatım oldu. Kültür ve vizyonunuzla, bir kulüpte CEO veya futbol direktörü gibi üst düzey bir yönetici olmak için gerekli niteliklere sahip olduğunuza inanıyorum. Arsenal’da böyle bir rolü düşünür müydünüz, yoksa arzunuz her zaman sahada kalmak mıydı?”

“Hayır, Arsenal’da bir danışman olarak kurulda yer almayı düşündüğüm oldu. Dürüst olmak gerekirse, büyük kulüplerde bir bilgi eksikliği olduğuna inanıyorum. Ve son zamanlarda futbolda başarılı olmanın birçok yolu olduğunu gördüğümüzü düşünüyorum. Örneğin, tüm başarının ve devamlılığın kulübün değerlerini bilen insanlara dayandığı ve bunun nesilden nesile aktarıldığı Bayern Münih’in yolu var: Beckenbauer, Hoeness, Rummenigge. Ya da İngiltere’de ‘hızlı para ve hızlı başarı’ modelleri var. İkisi de işe yarayabilir. Bir kulübün önce kimliğe ve nesilden nesile aktarılan bilgi birikimine sahip olmasını seviyorum. İşte bu yüzden olayları bu şekilde okuyorum.”

-– Aynı Premier Lig ekibinde birlikte oynayan erkek ve kadın futbolcular görecek miyiz?

“Son 10 yıldaki trendin, ağırlıklı olarak Premier Lig ve genel olarak futboldaki fiziksel temas oyunu olduğunu söyleyebilirim. Bu yüzden sahalarda olağanüstü fiziksel potansiyele sahip kadınların olması gerekiyor. Olağanüstü bir tekniğe sahip atlet kadınlar da var hayatta. Öyleyse neden olmasın? Bunları göz ardı etmiyorum ama istisnai bir durum.”

-– Japon yaşamına tanıklık etmeniz, hem spor hem de estetik anlayışınızı nasıl değiştirdi?

“Faydalı oldu çünkü beni daha açık fikirli yaptı. Unutmayalım ki Alsas’tan geldim ve Monako’da çalıştım; Monako, Alsas’tan farklı bir yer. Ondan sonra Japonya’da, sonra da İngiltere’de çalıştım ki burası da yine çok farklı. Bu tür deneyimler sizi daha hoşgörülü, diğer insanları anlamaya daha istekli kılar ve günün sonunda her ülkedeki kültürün, çocukluğumuzda inşa ettiğimiz reflekslerden oluştuğunu fark edersiniz. Başka biriyle tanışmak, kendi dünyanızdan çıkıp karşınızdakinin kim olduğunu görmeniz gerektiği anlamına gelir. Ve bu, antrenörlerin işinin bir parçasıdır.”

“Japonya’da yapmaya çalıştığım da buydu. Oranın dilini öğrenmeye çalıştım. Bana nasıl davranmam gerektiğini anlatması için Japon bir asistan bulmaya çalıştım. Her şey çok ilginç ve heyecan vericiydi. Önüme büyük bir iş fırsatı çıkmasaydı, neredeyse Avrupa’ya geri dönmemeye karar vermiştim.”

-– Her iki yerin de yabancısı olarak, Londra’da yaşamak Japonya’da yaşamakla karşılaştırıldığında nasıldı?

“Japonya’dan İngiltere’ye döndüğümde kendimi daha çok evimde hissettim çünkü Japonya çok farklı bir ülke. Birçok yönden zevk alsanız bile, İngiltere’de kendi kültürünüze daha yakınsınız. Ama oyunculara her zaman söylüyorum; bir yerde yabancıysanız, tabii ki insanların sizi kabul etmesini istersiniz ama aynı zamanda şunu da düşünmelisiniz: ‘Eğer buradaysam, buranın yerlilerinden daha fazlasını vermeliyim.’ Bu nedenle, yabancı ülkelerde çalışmayı hep iyi buldum çünkü daha titiz olmama yardımcı oldu.”

-– En son okuduğunuz futbol dışı kitap neydi ve bu kitap hakkında ne düşündünüz?

“Şu anda Sapiens’i [Yuval Noah Harari’den] bitirmek üzereyim. İnsanları daha iyi anlamama yardımcı olan her şeyi okumaya çalışıyorum; toplumun nasıl hareket ettiğine, demokrasinin nasıl geliştirilebileceğine dair şeyler. Çünkü bana öyle geliyor ki, dünyanın başı biraz dertte. Fifa’da bununla karşı karşıyayız. İngiltere, özellikle şu anda bu konuda pek çok sorunla karşı karşıya.”

-– En sevdiğin film hangisi?

“Midnight Express. Belki de öğrenciyken Amerika ile Türkiye arasındaki ilişkiler üzerine çalışma yaptığım içindir. Son zamanlarda Elton John için Bohemian Rhapsody ve Rocketman’ı izledim çünkü onu biraz tanıyorum. Ama daha fazla düşünmem gerekecek; belki Visconti’den bazı filmler.”

-– Sizin zamanınızda futbol, ​​ırkçılık ve milliyetçilik arasındaki ilişkide bir değişiklik oldu mu?

“Her zaman futbolun öne çıkıp, dünyanın nasıl işleyebileceğine dair örnekler gösterebileceğini hissettim. Neden? Çünkü futbolda dil ile iletişim kurmanıza gerek yoktur. Duygularınızı, oynadığınız şekilde paylaşırsınız. Bu yüzden farklı ülkelerden oyuncuları bir araya getirebilir ve birlikte bir şeyler başarabileceğinizi gösterebilirsiniz.”

“Futbolun, yarının toplumuna örnek olabileceğine inanıyorum. Kendimi hiç milliyetçi hissetmedim. Ülkemi seviyorum, ülkeme saygı duyuyorum ama bu ülkeden olduğum için bu ülkenin diğer ülkelerden üstün olduğunu hissetmeyeceğim.”

-– Bir antrenör olarak daima felsefenizin yerel toplumun ahlakını yansıttığını hissettim. Futbolda işler oldukça zorlaşırken bu ilkelere nasıl sadık kaldınız?

“Genel olarak, bugün bir futbol taraftarının milli takımını sevdiğini biliyoruz. Büyük kulüpleri seviyorlar ve doğdukları kulübü, yerel liglerdeki kulüplerini destekliyorlar. Arsenal’ın büyük ve yerel bir kulüp olma avantajı var ancak bu yerel ruhu geliştirmeye devam etmelisiniz. Emirates stadyumunu inşa ederken sahip olduğumuz şans, taraftarlarımızla beraber kalmayı sürdürebilmemizdi.”

“Ancak çoğu kulüp için yerel destek, özellikle alt liglere giderseniz azalıyor. Yani, bugün İngiltere’deki 92 kulüpten 20’si Premier Lig‘de yer alıyor ve diğer 72 kulüpten 65’i ciddi mali kayıplar yaşıyor çünkü oralarda yerel destek azalıyor.”

-– Sevgili efendim, tüm zamanların en büyük Arsenal oyuncusu olan Thierry Henry’ye Gunners’ın başına geçme ve bizi eski zafer dolu günlerimize geri döndürme şansı verilecek mi? Teşekkür ederim.

“Keşke. Umarım Thierry Henry bir teknik direktör olarak başarılı olur. Başarılı olursa, bir gün Arsenal’a geri dönebilir. Ama Henry’den önce, şampiyon olduğumuz zamanlara geri dönmemizi diliyorum. Örneğin, şu an Mikel Arteta’yla neden bunu yapmayalım? Kulüp, kimlikle bağlantılıdır. Kimlik değerlerle, değerler ise bu değerleri taşıyan insanlarla ilgilidir. Ve benim için, bu konuda bir sürekliliğin olması önemli.”

-– Premier Lig kulüplerinin milyonlara tekabül eden gelirlere sahip olduğu, alt lig kulüplerinin ve yarı profesyonel kulüplerin hayatta kalmak için mücadele ettiği, ekonomik sistemin birkaç kişi için aşırı zenginlik ve yoksulluk ürettiği diğer endüstrileri ve hizmetleri yansıtan futbolda, artan eşitsizliğe birçoğumuz üzülüyoruz. Destekçiler, oyuncular ve antrenörler bunu değiştirmek için nasıl bir araya gelebilir?

“Ken Loach’la [sorunun sahibi] bir keresinde Paris’e giden bir trende tanıştım ve filmler hakkında ufak bir tartışma yaptık ve evet, kendisi zengin ve fakir sorunu hakkında çok konuşur.”

“Hayatta şanslı ve şanssız insanlar vardır. Futbol, ​​fakirlere yardım etmeden şu anda var olan problemin -zengin ve fakir arasında büyüyen farkın- üstesinden gelemeyecek. Küçük kulüplerin ölmesine izin veremeyiz. Onlara yardım etmezsek, bazı kulüplerin öleceğine inanıyorum.”

Ne zaman ki bir yere yürür ve etrafında evlerin olduğu bir futbol sahası görürsünüz; işte orada hayat vardır. Futbol sahası olmadan hayat olmaz. Hepimiz farklı seviyelerde futbol oynadık ama futbol bir topluluğun, toplumun parçasıdır. İnsanların hayallerinin bir parçası. Bu anlayışı, her topluluk için sürdürmek zorundasınız.”

-– 1998 Dünya Kupası finalinde Manu Petit’in golünü [Fransa’nın Brezilya’ya karşı kurduğu 3–0’lık skor üstünlüğüyle, galibiyetin artık garanti altına alınması adına] izlerken ne hissettiniz?

“Mutluydum çünkü her şeyden önce galip gelen taraf benim ülkemdi. İkincisi de, uzun süredir milli takımda oynamayan Manu Petit bu kez sahnede rol alıyordu. Çok zeki bir adam olan Aime Jacquet’e [o zamanların Fransa teknik direktörü], ‘Onu takıma al, hayal kırıklığına uğramayacaksın’ dediğimde beni dinledi.”

“Petit, benim için 98’deki Dünya Kupası’nın önemli bir simasıydı ve burada elde edilen zafer, onun için mükemmel bir hediyeydi. Çünkü o da Patrick Vieira gibi Arsenal ile duble yaptı ve Dünya Kupası’nı kazandı. Bu yüzden, o gece tabii ki çok mutluydum.”

-– Arsenal’dan ayrıldığınızda, hayatınızın işinden ayrıldığınızı hissettiniz mi?

“Evet, tabii ki. Bir aşk hikayesinin sonuydu. Aşık olduğunuz kişiyle konuşamadığınız vakit, artık antrenman sahasına ve stadyuma gidemezsiniz. Sadece olduğunuz yerde kalmanız gerekir. Hayatımda daha önce hiç böyle bir şey yaşamadım. 22 yıl boyunca aynı işi yapıyorsun ve sonra aniden duruyorsun. Çok zordu.”

“Kulüple olan bağımı tamamen kesmek istedim çünkü kulüp de bunu istiyordu. Bu yüzden, maçları izlemek için stadyuma geri dönmemeye karar verdim. Ama yine de Arsenal’ı aynı tutkuyla destekliyorum.”

“Çok çalışıyorsun, elinden geleni yapıyorsun ve ağlamayıp şikayet etmeden yoluna devam ediyorsun. Sessizce acı çekiyorsun, işte ben de öyle yaptım!”

-– Hangi dilde konuşmayı ve okumayı tercih edersiniz?

“Fransızca. Almanca ve İngilizceyi iyi, Fransızcayı da çok iyi konuşuyorum [gülüyor]. İtalyanca, İspanyolca ve biraz Japonca anlayabiliyorum ama onları daha az iyi konuşuyorum.”

-– Şimdiki Arsenal menajeri Mikel Arteta’ya ne tavsiye edersiniz?

“Şu an yaptığı gibi, inançlarının kendisini nereye götüreceğini görmek için takımını kontrol altında tutmaya devam etmeli. Bence iyi bir takım ruhuna sahipler ve başarılı olma şansları çok yüksek. Geçen sezon aldıkları puanların üzerine çıkmalarının çok zor olmayacağına inanıyorum. Ama Arsenal’ın, daha fazlası olmasa da ilk dörde girebileceğine ikna oldum. Neden daha fazlası değil? Bu yıl benim için sürpriz bir kutular; iyi transferler yaptılar, savunmalarını güçlendirdiler. Mevcut oyuncularını takımda tuttular. Son yılımda kadromuza kattığım Pierre-Emerick Aubameyang’ı da ellerinde tuttular. Her türlü malzemeye sahipler ve büyük bir zaafları yok.”

-– Sosyal medyaya girmek size hiç cazip geldi mi? Değilse neden?

“Hayır, çünkü buna karşı bağışıklı kalmak istedim. Nelerin önemli olduğuna konsantre olduğuma inanıyorum ve sosyal medya yalnızca “öğrenmeyle” bağlantılı olduğunda ilginç bir hâl alıyor. Benim çocukluğumda, bilgi için savaşmak zorundaydık. Kütüphanede doğru şeyi bulduğumda çok mutlu olurdum. Ama artık ortada çok fazla bilgi kaynağı var. Bu yüzden mesele, daha çok doğru bilginin seçimiyle ilgili. Sosyal medyaya karşı değilim ama bu mecra genellikle bir zaman kaybı. Ayrıca biraz fazla siyah ya da beyaz kalıyor. Hayat, aslında daha karmaşık.”

-– Özellikle Arsenal ile geçirdiğiniz sürenin sonuna doğru gelirken, performansınızla ilgili çok eleştiri aldınız. Sizi ayrıca etkileyen herhangi bir şey oldu mu?

“Söylenenlerden hangisinin haklı ve haksız olduğunu analiz etmelisiniz. Elbette eleştirmenlerden etkilendim. Çünkü kimse onlara karşı tamamen dirençli olduğunu söyleyemez, hele de elinizden gelenin en iyisini yaptığınızı hissettiğinizde.”

“Eleştirmenlerin tenkitleri, 2016 yılında ligi ikinci bitirdiğimizde başladı çünkü şampiyon olamadık. Bugün ligi ikinci bitirsek, çok büyük bir başarı olacağını söyleyebilirim. Ancak Leicester’ın şampiyon olmasında, diğer herkesin suçu vardı. Yalnız o yıl süper bir takıma sahiptiler ve sezon içerisinde sadece üç maç kaybettiler. Genel olarak, bir işte uzun süredir varsanız hakkınızda yapılan yorumlar böyledir.”

-– Hiç İngiliz milli takımının başına geçme konusunda birileriyle görüştünüz mü ve öyleyse neden geri çevirdiniz?

“İngiliz milli takımına antrenörlük yapmam için çok kez yanıma gelindi. Bunu iki nedenden dolayı reddettim. Her şeyden önce, bu görevi İngiliz birinin üstlenmesi daha iyidir diye düşündüm. İkincisi, bulunduğum yerde mutluydum. Yaptığım şeyi yapmayı sevdiğim bir kulüpteydim.”

“Bayern, Juventus, Barcelona… O kadar çok kulüp teklif yaptı ki. Bugün, hayatımı nasıl sürdürdüğümle gurur duyuyorum. Yeni stadyumun borcunun ödenmesi için, hassas dönemler boyunca bu kulübe hizmet ettim. Bu sadece şampiyon olmakla değil, çok hassas bir dönemde kulübe yol göstermek ve yaptığımız işi sonuna dek götürmekle alakalıydı. Ben de bunu yapmaya çalıştım. Daha sonra insanlar bana, “Kulüpte çok uzun süre kaldın” dediler. Belki, ama [gülüyor] öyle hissetmedim!”

-– Arsene, sosyalist misin?

“Sizin için sosyalist ne demektir? Benim için bir sosyalist, bir toplumun sorunlarını çözmek için birlikteliğe güvenir. Öncelikle, bireyin ifadesini destekleyen kolektif bir çevreye ihtiyacınız olduğu gerçek. Ama ondan sonra, hayatlarından en iyi şekilde yararlanmanın bireyin inisiyatifine bağlı olduğunu düşünüyorum. Ama benim için baskın olan, kolektif bir ortam.”

-– Güzel futbola olan tutkunuzun sizi daha az başarılı yaptığını düşünüyor musunuz ve sizce bu konuda iyi misiniz?

“Futbolun savunma organizasyonları konusunda artık daha ileri gidemeyeceğine inanıyorum çünkü şu an bu konuları çok sayıda uzman ele alıyor ve oyuncular fiziksel olarak çok güçlüler. Ancak sporun bir aşamasında, sorumluluk alan bu insanları her zaman ödüllendirmeye çalışmalısınız. Yoksa çok çabuk sıkılırız.”

-– İngiliz futbolcuların diyetlerini ve sağlıklarını değerlendirme biçiminde bir devrim yarattınız. Psikoloji ve farkındalık, elit sporda güncel moda. Sizce bir sonraki büyük ezber bozan şey ne olabilir?

“Bir sonraki oyun değiştirici şey, sinirbilim. Neden? Çünkü fiziksel kuvveti artırmada son aşamadayız. Bir sonraki adım, karar verme hızını artırmak olacak. Uygulama-koordinasyon hızı ve işte burada nörobilim devreye girecek. Son 10 yılda, oyuncuların bireysel kuvveti ve hızı arttı ancak artık her yerde sprinter oyuncular var. Bir sonraki adım, kesinlikle beynimizin hızını artırmak olacak.

-– Tottenham hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Düşmanlığa hayır, rekabete evet. Kulübün saygınlığı açısından Tottenham’ı yenmek, Arsenal adına çok önemliydi. Çılgınca olmadığı sürece rekabet önemlidir. Tottenham’la oynayacağımız zaman, hafta başında herkes normalden biraz daha gergin olurdu.”

-– Fırsatınız varken kendisiyle sözleşme imzalamadığınıza pişman olduğunuz tek oyuncu kimdi?

“Oof! Tek bir oyuncu yok diyebilirim, 50 oyuncu var! Man United’a imza atarken, belki de bu sorunun yanıtına en yakın olan isim Cristiano Ronaldo’ydu.”

“Sporting ile bir anlaşmamız vardı. Manchester United, Carlos Queiroz’u yardımcı antrenör olarak atadı ve bizden hızlı davranıp teklif götürerek Ronaldo’yu aldılar. Ama bizim de onlarla prensipte bir anlaşmamız oldu. Cristiano’nun Arsenal forması vardı, onunla ve annesiyle antrenman sahasında öğle yemeği yemiştim!”

“Bu bir örnek ama bu tür çok oyuncu oldu. Büyük bir kulübün tarihi, kaçırılan harika oyuncularla doludur!”

-– Zamanda geriye gidebilseydiniz, 2006 Şampiyonlar Ligi finalinde Barcelona’ya karşı neyi farklı yapardınız!

“[İç çeker] Bu soruyu kendime defalarca soruyorum. Belki de 2–1 gerideyken, son 13 dakika içinde iki merkez savunma oyuncusuyla oynardım. Ancak Şampiyonlar Ligi‘nde hem Zidane ve Ronaldo’lu Real Madrid’i; hem de Ibrahimovic, Trezeguet ve Vieira’lı Juventus’u eledik. Finale giderken, bu takımlara karşı eleme aşamalarında hiç gol yemedik.”

“Maçın tamamını 10 kişiyle oynamanın, hele de son 20 dakikanın Barcelona gibi bir takıma karşı zor geçeceğini bilirsiniz. Yine de iki kez ikinci golü bulma şansı yakaladık ama kaçırdık.”

“Yani karışık duygular… Her yenilgiyi zihnimde yeniden oynuyorum. Aslında ne yapmanız gerektiğinizi düşünmemelisiniz ama işte ‘ne yapabilirdin?’ sorusu akla geliyor.”

-– Dünya Kupası ile ilgili ortaya atılan tüm tartışmaların ardından, Fifa’nın Küresel Futbol Geliştirme Şefi olarak taraftarların güvenini nasıl geri kazanabilirsiniz?

“Şeffaf olarak. Fifa’nın tamamen açık, hesaplarının belli olması gerekiyor. Fifa, Fifa’yı yönetenlere ait değil, futbolu seven insanlara ait. Fifa’nın bir eğitim misyonuna ihtiyacı olduğuna inanıyorum ve bunun başında ben varım. Dünyanın her yerinden insanlara ulaşmak istiyoruz. Şu anda futbol, Avrupa’da iyi organize edilmiş durumda ancak dünyanın geri kalanında değil. Dünyadaki herkes futbolda bir şansı hak ediyor ve bizim de Fifa’da bu konuda rehberlik yapmamız gerekiyor.”

-– Sonbahar gelince, kazağı mı yoksa hırkayı mı tercih edersiniz?

“Kazak, çünkü doğada dışarı çıkmayı, ormanda ağaçlarla vakit geçirmeyi ve rahat hareket etmeyi seviyorum.”

SON

The Guardian -– Tim Lewis (11 Ekim 2020)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here