Hürriyet’in yeni transferi Güntekin Onay’ın ilk yazısı yayınlandı. Beşiktaş’ı değerlendiren Onay, tartışmalara yol açan Burak Yılmaz hamlesini de yorumladı. Onay, Burak transferini olumladı:

“Burak Yılmaz’ın Beşiktaş’a transferi uzun zamandır tartışma konusu. Taraftar ikiye ayrılmış durumda. İsteyenler var, şiddetle karşı çıkanların da sayısı az değil. Burak, Şenol Güneş’in 1 yıldır kadroda görmek için ısrarcı olduğu bir isim. Yıldızı Şenol Güneş yönetiminde Trabzonspor’da parladı. Golcü kimliğini Şenol Güneş ile birlikte 2010-11 sezonunda kazandı. O yıl 19 gol attı. Bir sonraki sezon ise asıl patlama yaptığı yılıydı. Bordo-mavili formayla 32 gole imza atan Burak, ligde gol kralı oldu. Galatasaray’a transferinin ardından bir sonraki sezon yine 24 golle krallık tacını giydi. Gol istatistikleri hem kulüp takımında hem de ulusal formayla hiç düşmedi. Çin dönüşü Trabzonspor formasıyla çıktığı 32 maçta 28 gol attı. Rakamlar müthiş. Sportif açıdan bakınca nokta atışı bir transfer. Üstelik Şenol Güneş, Burak’a inanıyor. Burak da Şenol Hocasıyla çalışmak istiyor. Savunma arkasına ve arasına pas becerisi yüksek bir Adem Ljajiç ile birlikte Burak, Beşiktaş’ta çok gol atar. Ayrıca futbol camiasında Burak’ın iyi bir Beşiktaşlı olduğunu da bilmeyen yok.

HERKES BİRBİRİNİ DOLDURUYOR

“Peki neden bu kadar şiddetli bir tepki var? Geçenlerde bir Beşiktaş taraftarı “Ağabey Burak’ı istemiyoruz” dedi. “Neden?” diye sordum. Neymiş bundan 6.5 yıl önce oynanan Beşiktaş-Galatasaray derbisinde son dakika kendini yere atıp penaltı almış. “Şampiyonluğumuz gitti.Ağabey o maçta” diye ekledi. “O maç ligin 2’nci haftasıydı. Nasıl şampiyonluk maçı oluyor?” diye sordum. “Öyle miydi?” diye şaşkınlıkla sordu. Görünen o ki Burak transferiyle ilgili herkes birbirini dolduruyor. Tepkiler abartılı. Golcüsü olmayan Beşiktaş’ın Burak’a; Burak’ın da Beşiktaş’a ihtiyacı var. Bundan sonra gösterilecek tepkiler liderin 9 puan gerisinde, 7’inci sıradaki bir Beşiktaş’ı daha fazla kaosa taşımaktan başka bir işe yaramaz.”

BEŞİKTAŞ YAZARLARI BURAK’A MESAFELİ

Onay’ın Burak Yılmaz transferine olumlu bakmasına karşın diğer Beşiktaş yazarlarından tepkiler gelmeye başladı. Nilay Yılmaz ve Orhan Can başta olmak üzere bu transfere ilkesel bakan isimler de sosyal medya hesaplarından paylaşım yaptılar.

Orhan Can;

“Cemal Süreya’nın şiiri stat duvarında yazılı kaldı… Pek şık duruyor doğrusu orada.. Yazık ettiler “Beşiktaş değerlerine, Beşiktaş duruşuna..” Böyle gelecek “Bin” şampiyonluk “bir tane” Beşiktaş değerine değişilmez. Küme düşmeye razıyım yeter ki “hırsız” demesinler.. Yazık”

“Dürüstlük, ahlak erdem diyerek diğerlerinden farklı olduğunu her yerde gururla söyleyen Beşiktaşlılara yapılabilecek en büyük kötülük bu oldu.Küçük çocuklara nasıl anlatılacak bu durum.Ya Yasin Sülün ve gençlerinin aldığı Fair-Play hareketleri ne olacak. Bin şampiyonluğa değmezdi”

“Beşiktaş’ı Beşiktaş yapan “herkes” gibi olmamasıydı. Dürüstlük, ahlak, erdem ve insanlıktı önemli olan. Yani Seba’nın dediği gibi iyi insan olmaktı. “20 gol atacakmış”.. Öyle demişler.. ve almışlar. 20 değil 120 gol atsa ne ne olur.Şeref Beyler’in en büyük mirası olmadıktan sonra”

“Açıklama “Beşiktaş formasını giydiğim andan itibaren Beşiktaş değerlerinin tanımı olan tüm değerlerin sorumluğuna alacak”. Oysa Beşiktaş değerleri bir hırka değildir. Giyilip çıkartılsın. İstendiğinde askıya asılsın..”

“Kendi adıma, hiç kimse benden “Herkes gibi” olmamı beklemesin.. Olmayacağım.. Hiç kimse “Sen de herkes gibisin” diyemeyecek.. Dedirtmen. Çünkü, “O sözler ki bir kez çıkar ağzımızdan uğruna asılırız..” diyen kuşağın çocuklarıyız..”

“Çıkarım 2 gol atarım her şeyi unuttururum. (Çıkar 2 gol atar, kendini kabul ettirir, her şey unutulur) düşüncesi yanlıştır. Kalplerdeki yara unutulmaz ki..”

“Toplum önünde esaslı özür gelmedikten, özellikle ahlaki olarak örnek olunması gereken küçük taraftarlardan (çocuklardan) özür dilenmedikten sonra hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur atılan golün veya gollerin. Toplumlarda bir yerlerdeki insanlar rol-modeldir çünkü küçük çocuklar için”

NİLAY YILMAZ’TAN SERT TEPKİ

Nilay Yılmaz, Burak için şu tweet’i attı:

“Beşiktaşlı olmakla hep gurur duydum. Ama bugün başka. Beşiktaşlı olmaktan en gurur duyduğum zaman bu zaman” demiştim 3 Mayıs 2018’de Kupa maçına çıkmama kararı alındığında. Bugün ise benim için utanç günü. Karısına şiddet uygulamış biri Beşiktaş forması giyecek…”

Yılmaz, fanatik.com.tr’deki yazısını da Burak’a ayırdı:

Şeref’inle oyna, Hakkı’nla kazan

Tarih 25 Ağustos 2006. Beşiktaş- Konyaspor maçı. Maçın henüz 2. dakikası. Yeni Beşiktaşlı Burak, önüne gelen topu indirip golünü attı, ardından da koşup formasını öptü. Biz basın tribününde, “el var galiba” diye konuşurken, haber geldi: Elle düzeltti. Maçtan sonra, “Top elime çarptı. Elimle almadım. Hakem de gol verdi. Sonuçta goldür yani” diyen Burak’ın alaycı gülümsemesi uzun zaman aklımdan çıkmadı. “Galibiyet için her yol mubah değil” diye düşünen kaç Beşiktaşlı bu golü içine sindirmişti bilmiyorum, ben onlardan biri değildim. O zamanlar Milliyet Gazetesi’ndeydim ve 2 yazı yazdım konu üzerine. Ama etkisi olmadı. Burak Yılmaz’la ilgili aklımdan çıkmayan bir anı daha var. Ocak 2007’de Beşiktaş dergisi ve televizyonu için röportaj yapmıştık onunla. O golü de sormuştum. Çok eleştirildiğini ve üzerine gelindiğini, o an hiçbir futbolcunun gidip hakeme gerçeği söyleyemeyeceğini dile getirip, “Bir daha böyle durumda kalırsam hakeme söylerim, ama ben takımımın kazanması için her şeyi yaparım” demişti.

Gülesin ve Burak yılmaz… 

Verilen arada ona Şükrü Gülesin’in hikayesini anlatmıştım: “1930 Mart’ı, Karagümrük sahası. Beşiktaş-Vefa, İstanbul Şildi’nin yarı final maçını oynuyor. Maç 1-1 sürerken, Şükrü Gülesin bir gol atıyor ve karışıyor ortalık. Hakemler aralarında istişare edip golü veriyorlar. Beşiktaşlılar sevinirken, Şükrü Gülesin hakeme gidiyor ve golü eliyle attığını söyleyip iptal ettiriyor. Ve Beşiktaş, Fenerbahçe’yle oynayacağı final hakkını, Şükrü’nün golünün iptal edilmesiyle kaçırıyor. (Hakan Dilek-O Gol Kaçmazdı)”

Burak yılmaz ile olmaz! 

Gülmüş ve “Şükrü Bey de çok safmış canım” diye karşılık vermişti. Ben bu yanıt karşısında afallayıp kalmıştım. Herhalde 5- 10 saniye kaldım öyle. Sonra kendimi toparlayıp “Ama Beşiktaş tarihinde onların adı yazıyor, senin adın yazmayacak” demiş ve “Göreceğiz” yanıtını almıştım. Sonra… ‘4 büyükler’de forma giyen nadir bir futbolcu’ oldu Burak… Kendini yere atmaları da onun kadar ünlü oldu elbet. Hatta bir keresinde, “Burak kendini yere atıyor mu? Evet atıyor. Ancak bundan sonra dikkatli olacağıma dair söz veriyorum” demiş, ancak daha ertesi günü bir hazırlık maçında kendisini yere atıp takımına penaltı kazandırmıştı… İşte o zaman ümidimi kesmiştim, bu ‘büyük’ futbolcudan. ***

Profesyonel taraftar olur mu? 

Son günlerde Beşiktaş taraftarının, amiyane tabirle, gazının alınması için basında Burak’la ilgili güzellemeler yapılıyor. Taraftarla çok güzel bir uyum yakalayan Şenol hoca da bu güzellemelere dahil ediliyor ya da “bilerek” ortak oluyor. Hatta Beşiktaş taraftarının saygısını kazanmış bazı spor yazarları da bu süreci destekliyor. Burak’ın çok iyi bir çocuk olduğu, çok iyi bir Beşiktaşlı olduğu sıklıkla dile getiriliyor ve “profesyonel” hayat içerisinde yaşananların geride bırakılması gerektiği vurgulanıyor. Burak’ın iyi bir çocuk olması ya da iyi bir Beşiktaşlı olması, transfer sürecinin konusu değildir. Profesyonel hayat meselesine gelince… Hayatın kendisi profesyonel olmaz; profesyonel iş hayatı olur. Beşiktaş scout ekibinin Burak’ı formda bulması, teknik direktörün talep etmesi ve yönetimin transferi gerçekleştirmesi profesyonel bir süreçtir. Peki taraftarlık? Profesyonel taraftar olur mu?

Her şey mubah değil! 

Burak’la Beşiktaş taraftarının arasının bu denli açılmasına sebep olan en önemli olay, 26 Ağustos 2012 tarihindeki Beşiktaş- Galatasaray maçı 3-2 Beşiktaş lehine devam ederken, Galatasaray’ın sonradan oyuna giren oyuncusu Burak’ın, kendisini yere atmasıdır. Peki, mesele Burak’ın kendisini yere atması mıdır? Kesinlikle hayır. Mesele, Burak’ın başarı için bunu sürekli yapmasıdır. Başarı için her yolu mubah sayma anlayışıdır. İşte Beşiktaş taraftarı, bunu kabul etmemektedir. İsyanı da bunadır. Beşiktaş transfer yaparken taraftarını da düşünür. Taraftarın her dediği olmaz elbette, ama taraftara rağmen transfer her zaman hüsranla sonuçlanır. Beşiktaş’ta tüm branşlarda hizmet edenler, idari ve teknik heyetten sporculara kadar herkes, taraftarın varlığını arkasında hisseder. Beşiktaş’ta taraftar, para kaynağı olarak değil, Beşiktaşlılık denilen değerin taşıyıcısı olarak görülür, görülmek zorundadır.

Maç kazanmak için… 

Çarşı, köy okullarına yardım kampanyası yaptığında Beşiktaş Jimnastik Kulübü para ya da kupa kazansın diye yapmaz; Beşiktaşlılık değerlerinin ve erdeminin gereğini yapar. Teknik olarak ceza yiyeceğini bile bile (PFDK, sahaya yabancı madde atıldığı gerekçesiyle 20 bin TL ceza kesti) devam eden maçta Van’a gitmesi için atkılarını ve berelerini yürekleriyle Van’a gönderir (Beşiktaş- Fenerbahçe, 28.10.2011), Van depremine dikkat çekmek için Vanlılarla beraber üşür (Beşiktaş-Galatasaray, 20.11.2011). Tüm bu eylemler Beşiktaş bir maç kazansın, kupa kaldırsın ya da art arda şampiyon olsun diye yapılmamıştır.

Sevinmek için sevmedik 

Burak’la ilgili haberler “profesyonellik” başlığı altında işlenmekte ve taraftardan da bu profesyonellik beklenmektedir. Şenol Güneş’in Burak’a daha önce attırdığından daha fazla gol attıracağı yönündeki ifadeler sıklıkla dillendirilmektedir. Hatta “taraftarın birkaç golden ve başarıdan sonra öfkesinin dineceği” gibi bir anlayışın da hakim olduğu duyulmaktadır. Eğer durum buysa Beşiktaş yönetiminin ve teknik heyetinin, Beşiktaş taraftarı olmanın ne demek olduğunu bir kez daha düşünmesini rica ederim. Bugün Beşiktaş İletişimden Sorumlu Yöneticisi olan Candaş Tolga Işık, ortaokuldayken Süleyman Seba ile yaşadığı anıyı aktardığı Posta gazetesindeki yazısında (Süleyman Seba Ölmez, 15 Ağustos 2014) konuyu çok güzel ifade etmiş:

Yönetimin unutmaması gerekli! 

“Bana döndü, ‘Söyle bakalım sen niye Beşiktaşlısın?’ diye sordu. ‘Ulan ya yanlış bir şey söylersem?’ diye bir ödüm patlarken, diğer yandan koskoca Seba soru sormuş hemen cevap vermem gerekiyor korkusuyla can havliyle aklıma ilk gelen sebebi söyledim: ‘Büyük Metin’i (Metin Tekin) çok seviyorum o yüzden.’ Efsane başkan efsane bıyıklarının altından o efsane tebessümüyle ‘Bakın çocuklar’ diye başladı… ‘Beşiktaş şampiyon olsun, maç kazansın, kupa kaldırsın diye tutulmaz. Beşiktaşlılık bir değerler manzumesidir. Dürüstlüktür. Ahlaklı olmaktır. İyi insan olmaktır. Bir insan falanca futbolcuyu, filanca başkanı sevdiğinden değil, takım sürekli şampiyon olduğu için hiç değil öncelikle ve esasen bu değerlere inandığı için Beşiktaşlı olur’ dedi.” Tüm Beşiktaş yönetiminin ve teknik heyetinin bunu unutmamasını dilerim.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here